NOMASTER
Siyaset & Felsefe

Toplum Denilen Özentilik Üzerine

2026

Sana kimsenin söylemeye cesaret edemediği bir şeyi söyleyeceğim: Toplum olmak bir erdem değil, bir özentiliktir. O kutsadığınız, uğruna öldüğünüz, 'bizim değerlerimiz' diye göğsünüzü gere gere savunduğunuz o 'toplum' denen şey, aslında kendi başına duramayan insanların birbirine tutunarak ayakta kalmaya çalıştığı bir zayıflık yığınıdır. Ve bu yazıda o yığını tek tek söküp, altından çıkan o utanç verici gerçeği yüzünüze vuracağım! Önce bir ayrım yapalım, çünkü beni yanlış anlamanızı istemem. İnsanların birbiriyle ilişki kurması, konuşması, sevmesi, yardımlaşması veya birlikte iş görmesi; bunların hiçbiri toplum olmak değildir ve bunlara hiçbir itirazım yok. İki insanın birbirine el uzatması en doğal şeydir. Benim saldırdığım şey bu değil. Benim saldırdığım şey, insanların bir araya gelip kendilerine siyasal bir 'biz' îcat etmesi, o bizi bir kimlik, bir bayrak ve bir kutsal sınır hâline getirmesi ve sonra o uydurma 'bizin' arkasına saklanıp kendi hiçliğini ve özgüvensizliğini örtmeye çalışmasıdır. İşte 'toplum' dediğim şey budur: ilişki değil, kimlik; dayanışma değil, aidiyet gösterisi; insan olmak değil, 'bir şeyden yana olmak' veya fanatizm çabası. Ve bu çaba, özünde bir özentiliktir. Düşünün: Bir insan neden 'biz' demeye bu kadar muhtaçtır? Çünkü kendi başına bir bütün olmaktan korkar. Kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi değerini içinde taşıyan bir insanın bir kalabalığa yaslanmaya ihtiyacı yoktur. Ama içi boş olan, kendi başına bir hiç olduğunu derinden hisseden insan, bu boşluğu doldurmak için bir kalabalığın içine atlar. 'Ben bir hiçim' demektense, 'ben şu büyük, şu şanlı, şu kutsal topluluğun bir parçasıyım' demek çok daha kolaydır. İşte toplum tam da budur: zayıfların, kendi başlarına taşıyamadıkları kendi varlık yükünü bir kalabalığa devretme çabası. Bir bayrağa sarılmak, kendi çıplaklığını örtmenin en ucuz yoludur. Kendi başına kimse olamayan, bir 'bizin' içinde birileri olmaya özenir. Çünkü bu, sonuna kadar bir dikkat çekme çabasıdır. Siyasal bir 'biz' olmak, fark edilmek isteyen bir veledin bağırışıdır. 'Bakın, biz buradayız! Bizim bir kimliğimiz var! Biz şuyuz, buyuz ve sizi ezeceğiz!' Bütün bu gürültü, aslında tek bir şeyin itirafıdır: kendi başıma görünmez biriyim, ama bir kalabalığın içinde bağırırsam belki değerli zannedilirim. Bir topluma ait olmak, bir sahne bulmaktır; üzerinde kendi başına hiçbir hükmü olmayan insanın, kalabalığın sahte enerjisini çalarak kendisini önemli hissetmesidir. Marşlar, bayraklar, törenler, semboller veya ideolojiler; hepsi bu dikkat çekme çabasının sonucudur. İnsan kendi içinde bir anlam bulamayınca, dışarıda gürültülü bir aidiyet satın alır ve o gürültüyü anlam zanneder. Şimdi gelin tarihe bakalım, çünkü bu özentilik yeni değildir. Tarihin her döneminde, insanlar kendilerine bir siyasal 'biz' icat etmiştir. Kabile, klan, ulus, ümmet, sınıf, ırk; isimler değişir ama mekanizma hep aynıdır. Hiçbiri doğada bulunmaz; hepsi uydurmadır, hepsi icattır. Bir dağ size 'sen şu ulustansın' demez. Bir nehir 'burada şu topluluk yıkanabilir, diğer nehirde ise onlar yıkanmaya başlar' diye akmaz. Bu sınırların, bu kimliklerin hepsi insan zihninin uydurduğu, sonra da unutulup doğalmış gibi davranıldığı sahte kurgulardır. Ve bu kurguların hepsi aynı amaca hizmet eder: dikkat çekmek, var olduğunu kanıtlamak ve kendi boşluğunu bir kolektif kimlikle doldurmak. Toplum, insanlığın en eski ve en ısrarlı özenti îcadıdır. Ama işin en iğrenç ve en ikiyüzlü kısmı şimdi geliyor. Her toplum, kendi bu özenti kimliğini ayakta tutabilmek için bir başka toplumu yargılamak, küçümsemek ve aşağılamak zorundadır. Çünkü bir 'biz', ancak bir 'onlar' varsa anlamlıdır. 'Biz iyiyiz' demek için 'onlar kötü' demek gerekir. 'Biz medeniyiz' demek için 'onlar barbar' demek gerekir. Toplumun bütün kimliği, bir başkasını karşısına alıp onu küçük göstermek üzerine kuruludur. İşte bu yüzden her toplum, durmadan bir diğerini yargılar; onun geleneklerine güler, onun değerlerini hor görür, onun insanlarını aşağı bir tür olarak resmeder. Bunu neden yapar? Kendisi çok doğru olduğu için değil, sadece kendisine duygusal mastürbasyon yapmak için. Bir başka toplumu aşağılamak, kendi topluluğuna duyulan o sahte gururun, o duygusal mastürbasyonun yakıtıdır ve tam olarak bu yakıt en büyük özentiliktir. İnsan kendi kimliğini yücelttiğinde aldığı o ucuz hazzı, ancak bir başkasını alçaltarak elde edebilir. Ve işte burada o muazzam ikiyüzlülük patlar ortaya: Bir toplumu yargılayan toplumun, yargıladığı toplumdan zerre kadar farkı yoktur. Çünkü ikisi de aynı şeyi yapmaktadır: kendisine beyhude bir 'biz' uydurmuş, o 'bize' tapıyor ve o 'bizi' yüceltmek için öteki beyhude 'bizi' aşağılıyor. Biri ötekine 'barbar' derken, kendisi de tam olarak aynı barbarlığı, yani kendi kimliğini kutsayıp başkasını ezme barbarlığını yapıyor. Biri ötekine 'siz geri kafalısınız' derken, kendi geri kafalılığını, yani kendi kalıbına tapma ve kendi kalıbını başkalarına zorla empoze etme alışkanlığını hiç görmüyor. İki toplum birbirine bakıp birbirini yargıladığında, aslında iki ayna birbirine bakıyor demektir; ikisi de aynı şeyin yansımasıdır, sadece üzerlerindeki etiketin rengi farklıdır. Birbirini aşağılayan toplumlar, birbirinin tıpatıp aynısıdır; aralarındaki tek fark, hangi uydurma dogmaya taptıklarıdır. Bu, kelimenin tam anlamıyla, kör bir kibirdir: kendi yüzündeki lekeyi görmeden, başkasının yüzündeki lekeye gülmek... Şimdi gelelim asıl meseleye, yani o rahatsız edici hükme: Toplum kurmak bir hak değildir. Neden? Çünkü bir hak, ancak özünde tahakküm olmayan bir şey olabilir. Özünde başkasına bir dayatma içeren hiçbir şey hak olamaz. Ve siyasal bir 'biz' kurmak, tam da özünde bir tahakkümdür. Çünkü bir 'biz' inşa ettiğiniz an, o 'bizin' içinde doğan, o 'bize' dâhil edilen ve o kimliğin kalıbına dökülmek istenen insanlara bir şey dayatmış olursunuz. Bir çocuk doğar ve daha kendi aklıyla hiçbir şey seçemeden, bir 'bizin' damgasını yer; ona 'sen busun' denir, 'senin değerlerin bunlar' denir, 'senin düşmanların şunlar' denir. Bu bir dayatmadır ve tam olarak bu dayatma bir özentiliktir. Toplum, kendi kimliğini sürdürebilmek için yeni gelenleri kendisine benzetmek, onları kendi kalıbına sokmak zorundadır; ve bu, en temelden bir tahakkümdür. Bir 'bizin' var olması, o 'bize' uymayanların ezilmesi demektir. Bu yüzden toplum kurmak, masum bir tercih değil, özünde başkasının üzerinde hüküm kurmaktır; ve özünde tahakküm olan hiçbir şey hak olamayacağı için, toplum kurmak da bir hak değildir. Anlamanızı istediğim şey şudur: Bir toplum kurduğunuzda, kendinize bir kimlik seçmiş olmuyorsunuz sadece; aynı zamanda o kimliğe uymayan herkese karşı bir sınır, bir duvar, bir yargı çekmiş oluyorsunuz. 'Biz' demek, kaçınılmaz olarak 'siz onlardansınız, bizden değilsiniz' demektir. Ve bu ayrım, daha kurulduğu anda bir şiddet taşır içinde. En masum görünen aidiyet bile, bir dışlamanın tohumunu taşır. İşte bu yüzden toplum, ne kadar süslenirse süslensin, ne kadar 'kültür', 'miras', 'değerler' gibi güzel kelimelerle paketlenirse paketlensin, özünde bir dışlama, bir yargılama ve bir tahakküm aygıtıdır. O yüzden artık bu oyunu bırakın. Özgüvensiz olduğunuz için kendinize uydurduğunuz o 'bizlere' tapmayı, o uydurma kimliklerin arkasına saklanmayı, başka toplulukları aşağılayarak kendinizi yüceltmeyi bırakın! Çünkü bütün bunlar, kendi başınıza bir bütün olamadığınızın itirafından başka bir şey değildir. Gerçekten güçlü insan, bir 'bize' muhtaç olmayan insandır. Gerçekten özgür insan, kendi değerini bir bayrakta, bir kimlikte, bir kalabalıkta aramayan insandır. Kendi başına duramayan, sürünün içinde dik durmaya özenir; ama o diklik sadece bir yanılsamadır ve hiçbir 'bizin' içindeki hiçbir insan asla özgür değildir. Toplum olmak bir onur değildir; kendi başına kimse olamayanların birbirine sığınma çabasıdır. Siyasal bir 'biz' olmak olgunluk değildir; bir boşluğun gürültüyle örtülmesidir sadece. Ve bir toplumu kurup ona tapmak, başka toplumları yargılayıp kendini yüceltmek; bunların hepsi, insanın kendi içindeki o doldurulamayan boşluğa attığı çığlıktan ibarettir. Ben o çığlığı atmayı reddediyorum! Ben hiçbir 'bizin' parçası değilim; ben kendi başıma bir bütünüm. Ve sizden tek istediğim, kendi çıplaklığınızla yüzleşecek kadar cesur olmanız: O bayrağı indirin, o kimliği çıkarıp atın, o 'bizi' bırakın ve bir kez olsun kendi başınıza, hiçbir kalabalığa yaslanmadan durmayı deneyin. Eğer kendi başınıza itaâtsiz bir şekilde duramıyorsanız bu demektir ki o toplum denilen bozuntu çoktan sizi bir şeylere özendirmiş ve sizin beyninizi kendi ahmak kültürü ile yıkamıştır!

Yazar: Oğuzhan Kurt

↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE  ·  TÜM İÇERİK

© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür