Fanatizm Kavramının Anarşist Eleştirisi
1. Fanatizm Bir İdeoloji değil, Bir Duygu Durumudur
İnsanlar fanatizmi çoğu zaman belirli fikirlerle özdeşleştirir. "Bir dinin fanatiği", "bir ideolojinin fanatiği", "bir takımın fanatiği" derken, sanki fanatizm o fikrin, o inancın veya o aidiyetin içine içkinmiş gibi konuşurlar; sanki fikirler veya kavramlar doğaları gereği fanatiktir de ideoloji kavramı insanı fanatik yapmaktadır. Oysa bu, meseleyi en baştan yanlış anlamaktır. Çünkü fanatizm bir içerik değil, bir duygu durumudur. O ne inanılan şeyin içinde yaşar, ne de savunulan fikrin doğasında bulunur; o inanan öznenin kendisinde ve onun bir şeye bağlanma biçiminde ortaya çıkar. Bunu görmek için basit bir gözlem yeterlidir. Aynı ideolojiye iki farklı insan bağlanabilir: biri sakin, olgun ve kendi doğrusunun tartışılabilir olduğunu kabul eden bir tutumla; öteki ise öfkeli, kapalı, dogmatik ve kendi doğrusuna dokunulmasını veya kendi değerlerinin sorgulanmasını bir saldırı sayan bir tutumla aynı ideolojiye inanabilir. Fikir aynı fikirdir, ama biri fanatik değildir, öteki ise fanatiktir. Demek ki fanatizmi belirleyen şey fikrin içeriği değil, kişinin o fikirle kurduğu ilişki biçimidir. Aynı şekilde, birbirine taban tabana zıt iki fikrin savunucuları pekâlâ aynı fanatik ruh hâlini paylaşabilir. Bir ateist ile bir teist, bir modernist ile bir gelenekselci, birbirlerinin tam karşısında dururken bile aynı psikolojik kalıbı taşıyabilir: kendi doğrusunu mutlaklaştırmak, ona uymayanı düşman îlan etmek, kendi hiçbir işe yaramayan ideolojisinin sorgulanmasını ihanet olarak saymak veya kendi ideolojisini birilerine empoze etmek. Burada içerikler zıttır ama duygu durumları tamamen aynıdır. İşte bu, fanatizmin bir içerik değil, bir duygusal hâl olduğunun en açık kanıtıdır. Bu ayrım önemlidir, çünkü fanatizmi bir ideolojiye yükleyen anlayış hem yanlış hem de tehlikelidir. Yanlıştır, çünkü fikirleri "fanatik" ve "ılımlı" diye ayırmak, aslında yalnızca beğenmediğimiz fikirlere "fanatik", beğendiklerimize ise "olgun" demenin gizli bir yoludur; yani burada ölçüt bir duygu durumu değil, herhangi bir ideolojiye bakılan yalan yanlış bakış açılarının bize hissettirdiği sahte bir algıdır. Bu durum tehlikelidir, çünkü bir fikri fanatiklikle damgalayıp yasaklamaya kalktığımızda çoğu zaman kendimiz de aynı tutuma düşeriz: yani bu durumda kendi doğrumuzu mutlaklaştırıp ötekini düşman îlan ederiz. Böylece fanatizmle savaştığını zanneden kişi, farkında olmadan bir başka fanatiğe dönüşür. O hâlde fanatizmi doğru anlamak için onu fikirlerin dünyasından çıkarıp öznenin dünyasına, yani insanın bir şeye nasıl bağlandığı meselesine taşımak gerekir. Fanatizm, bir zihnin bir fikirle kurduğu hastalıklı ilişkinin adıdır. Ve bu ilişki üç temel biçimde kendisini gösterir: fanatizm, bir şeyi başkasına empoze etme davranışıdır; bir teoriyi ideal zannetme tutumudur; ve bir ideolojiyi havalı zannetme hâlidir. Bu üç biçim, aynı duygu durumunun üç ayrı yüzüdür; her birini tek tek açmak, fanatizmin anatomisini daha iyi görmek demektir.
2. Fanatizmin Üç Yüzü
Fanatizmin ilk ve en görünür yüzü, empoze etme davranışıdır. Fanatik, kendi doğrusuna sahip olmakla yetinmez; aynı zamanda onu bir başkasının da benimsemesini ister, hatta bunu bir zorunluluğa çevirir. Onun için kendi inancı, yalnızca kendisini bağlayan bir tercih değildir; herkesi bağlaması gereken bir yasadır. İşte bu yüzden fanatik, kendisinden farklı düşünen biriyle karşılaştığında bunu bir zenginlik değil, bir tehdit olarak algılar. Çünkü onun için kendi doğrusunun evrensel olması ve mutlaklaştırılması gerekir; ona uymayan her insan, düzeltilmesi, ikna edilmesi ve gerekirse zorlanması gereken bir tehdittir ve bu psikoloji aynı zamanda radikal muhafazakârlığında temelidir. Empoze etmek, fanatizmin pratikteki versiyonudur: bireyin iç dünyasındaki mutlaklığı dış dünyaya taşıma çabasıdır. Fanatik birey kendi doğrusunu içinde taşımakla yetinemez; onu herkesin üstüne bir karabasan gibi sermek ister. Bu serme isteği en yumuşak hâliyle bir ısrar, en sert hâliyle ise bir şiddet veya empoze etmek olarak belirir; ama biçimi ne olursa olsun özü hep aynıdır: insanın karşı tarafın da kendisi gibi olması gerektiğini zannetme sanrısı. Fanatizmin ikinci yüzü daha sessiz ama daha derindir: bir teoriyi ideal zannetmek. Burada fanatik, sahip olduğu fikri yalnızca doğru bir açıklama olarak görmez; aynı zamanda onu kusursuz, eksiksiz ve sorgulanamaz bir ideal mertebesine yükseltir. Bir teori, doğası gereği, gerçekliği anlamaya çalışan bir araçtır; yanılabilir, eksik kalabilir, yenilenebilir ve hatta tümüyle terk edilebilir. Ama fanatik birey için teori bir araç olmaktan çıkar ve bir puta dönüşür. Onu artık sınanacak bir hipotez olarak değil, korunacak bir kutsal olarak görür fanatik birey. Bu tutumun en belirgin işareti şudur: fanatik, teorisine yöneltilen her eleştiriyi bir saldırı olarak algılar. Çünkü onun gözünde bir ideali eleştirmek, bir hakikâte saldırmaktır. Oysa gerçekliği anlamaya çalışan bir zihin, eleştiriyi bir tehdit değil, tam tersine bir fırsat ve bir yenilik olarak görür; çünkü fanatik olmayan bireyin amacı teorisini korumak değil, gerçeği anlamak ve gelişmektir. Fanatik birey ise kendi teorisini gerçeğin önüne koyar; artık gerçeği anlamak için teoriyi değil, teoriyi korumak için gerçeği eğip büker. Bir fikri ideal zannetmek, işte bu tersine dönüşün adıdır: aracın amaç, hipotezin dogma, açıklamanın ise kutsallık hâline gelmesi. Ayrıca dediğim gibi bu tutum radikal muhafazakârlığın temelidir ve bu noktada bu radikal muhafazakârlığı uygulayan kişinin inancı, ideolojisi veya kıyafeti önemli değildir. Yâni bu tutumu kim yapsa bir radikal muhafazakârdır. Fanatizmin üçüncü yüzü ilk bakışta en masum, ama aslında en yüzeysel olanıdır: bir ideolojiyi havalı zannetmek. Burada fanatik birey bir fikre veya kültüre onun doğruluğu için değil, fikrin veya kültürün kişiye sağladığı imaj için bağlanır. İdeoloji veya kültür onun için bir hakikât arayışı veya samimi bir aidiyet değil, bir kimlik gösterisi ve bir statü aksesuarıdır; bir kişilik süsü, bir aidiyet rozeti ve kendisini bir yere ait hissetmenin ve o sahte aitlikle gururlanmanın bir aracıdır. Böyle biri için önemli olan, fikrin doğru olup olmadığı değil, o fikre sahip olmanın insanın kendisini nasıl gösterdiğidir. Burada fikir bir giysi gibi taşınır; onunla caka satılır, onunla üstünlük kurulur ve onunla bir gruba dâhil olup bir başkasından ayrışılır. Bu, fanatizmin en yüzeysel biçimidir, çünkü burada birey için fikrin içeriği neredeyse tümüyle önemsizdir; burada fanatik birey için önemli olan tek şey, o fikrin kendisine kazandırdığı hava, tavır ve üstünlük duygusudur. Ve tam da bu yüzeysellik onu tehlikeli kılar: bir fikri havalı bulan kişi, onu anlamak veya benimsemek için değil, onunla gösteriş yapmak için o fikri veya kültürü savunur; gösteriş için savunulan bir fikir ise hiçbir zaman sınanmaz, sorgulanmaz ve olgunlaşmaz. Bu durumda o ideoloji veya kültür yalnızca dogmatik bir şekilde parlatılır ve gösteriş için bir malzeme olarak kullanılır ama bu durum siyasi olmayan ideolojilerin veya kültürlerin bir kabahâti değildir. Bu üç yüz, birbirinden ayrı üç hastalık değildir; aynı duygu durumunun üç ayrı görünümüdür. Empoze eden fanatik, teorisini ideal zannettiği için empoze eder; teorisini ideal zanneden fanatik ise çoğu zaman o ideale sahip olmanın havasıyla da sarhoştur. Üçü iç içe geçer, birbirini besler ve tek bir zeminde buluşur: kendi doğrusuyla kurulan ölçüsüz, kapalı ve sorgulamaya tahammülsüz bir ilişki. Fanatizmin özü budur; geri kalan her fanatik birey ise bu özün farklı yüzlerinden ibarettir.
3. Fanatizm Siyasi Olmayan İdeolojilere Dışsaldır
Şimdi kritik bir soruya gelebiliriz. Madem fanatizm bir içerik değil, bir duygu durumudur; öyleyse onun fikirlerle ilişkisi tam olarak nedir? Cevap ilk bakışta göründüğünden daha inceliklidir ve burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir. Çünkü fanatizmin fikirlerle ilişkisi, her fikir türü için aynı değildir. Bazı fikirler açısından fanatizm tümüyle dışsaldır; yani o fikrin doğasında yoktur, ona sonradan ve dışarıdan eklenir. Bazı fikirler açısından ise fanatizm içkindir; yani o fikrin doğasında zaten mevcuttur, ondan ayrılamaz. Bu ayrımı görmek, fanatizm meselesinin kalbini görmektir. Önce siyasi olmayan ideolojilere bakalım. Bir estetik anlayış, bir yaşam felsefesi, bir ahlâkî tutum, siyasi olmayan bir dünya görüşü, bir sanat akımı veya bir müzik tarzı; bunların hepsi birer fikir bütünüdür, birer ideolojidir, ama hiçbiri özünde bir empoze ilişkisi içermez. Bir insan belirli bir güzellik anlayışına sahip olabilir, belirli bir yaşam biçimini benimseyebilir, belirli değerlere bağlanabilir ve bütün bunları bir başkasına hiçbir şey dayatmadan yapabilir. Çünkü bu fikirlerin varlığı, bir başkasının onlara boyun eğmesini gerektirmez. Ben bir şeyi güzel bulabilirim, siz bulmayabilirsiniz; ve ikimiz de kendi anlayışımızla, birbirimize tahakküm kurmadan ve birbirimize gösteriş yapmadan yaşayabiliriz. İşte bu yüzden, siyasi olmayan bir ideolojide fanatizm dışsaldır: bu tarz kavramların doğasında fanatizm yoktur. Böyle bir kavram fanatikleştiğinde, bu, fikrin kendisinden değil, ona bağlanan kişinin duygu durumundan kaynaklanır. Bir insan kendi estetik anlayışını alıp herkese dayatmaya kalktığında, ya da kendi yaşam felsefesini tek doğru îlan edip ona uymayanı düşman olarak gördüğünde, fanatik olan estetik anlayışı ya da felsefî sistem değildir; fanatik olan, o kişinin kendisidir. Fikir, ideoloji veya kültür masumdur; yalnızca ona eklenen tutum hastalıklıdır. Bu yüzden aynı estetik anlayışını veya aynı ideolojiyi bir insan sakin ve fanatik olmayan bir biçimde taşırken, bir başkası ise fanatik bir biçimde ya da özenti bir biçimde taşıyabilir. Fikir, ideoloji ya da kültür aynıdır; değişen şey yalnızca öznenin ona bağlanma biçimidir. Siyasi olmayan bir ideoloji fanatizm olmadan da pekâlâ var olabilir; fanatizm ona ancak dışarıdan, bir kişinin ölçüsüz tutumu aracılığıyla bulaşır. Siyasi olmayan kavramları bu tutumdan arındırdığımızda, geriye tertemiz ve kimseye zarar vermeyen bir kavram kalır. Bunun anlamı şudur: siyasi olmayan ideolojiler veya siyasi olmayan kültürler için fanatizm bir kaza, bir ârıza ve bir dışsal eklentidir. Ama fanatizm tutumu bu tür fikir ve kavramların zorunlu bir parçası değildir; bu tür kavramlar fanatizm yokken de uygulanabilir. Ve tam da bu yüzden, siyasi olmayan bir ideolojiyi savunmak özünde haktır; çünkü o fikir kendi başına hiç kimseyi kendisine veya bir başkasına tabi kılmak istemez. Fanatizm devreye ancak bir insan o fikri bir empoze aracına çevirdiğinde girer; ve o an, kabahât fikirde veya kültürde değil, insandadır.
4. Fakat Fanatizm Siyasi İdeolojilere İçkindir
Şimdi meselenin diğer yarısına, yani en can alıcı kısmına geliyoruz! Siyasi ideolojiler söz konusu olduğunda durum tümüyle tersine döner. Çünkü siyasi bir ideoloji, siyasi olmayan bir fikrin aksine, bir empoze ilişkisi olmadan var olamaz. Ve fanatizmin temeli tam da empoze etmek olduğuna göre, buradan kaçınılmaz bir sonuç çıkar: fanatizm, siyasi ideolojilere dışsal değil, içkindir. Onlara sonradan eklenen bir ârıza değil, doğalarında zaten bulunan bir çekirdektir. Bunu görmek için siyasi ideolojinin ne olduğunu hatırlamak yeterlidir. Bir siyasi ideoloji, tanımı gereği, bir düzeni bir topluma geçerli kılmayı amaçlar. Onun varlık sebebi, insanların nasıl yaşayacağına, neye uyacağına, hangi kurallara boyun eğeceğine dair bir hüküm kurmaktır. Siyasi bir ideoloji "bana göre böyle olmalı" demekle yetinmez; "herkes bana itaât etmeli ve bu düzen herkes için geçerli olmalı" der. Yani siyasi bir ideoloji, özü itibarıyla, kendi doğrusunu başkalarının üzerinde kurma iddiasıdır. Ve bu iddia, tam olarak bir empoze ilişkisidir. Siyasi ideoloji empoze etmek tutumu yokken var olamaz; çünkü empoze etmek kavramı ortadan kalktığı an, o siyasi ideoloji artık bir siyasi ideoloji olmaktan çıkar ve bu durumda siyasi ideolojilerin içeriklerinden bir çok ilke yok olur. İşte burada fanatizm ile siyasi ideoloji kavramı arasındaki bağ koparılamaz hâle gelir. Çünkü fanatizmin üç yüzünden en temeli, empoze etme davranışıydı. Siyasi ideoloji ise özünde bir empoze ilişkisidir. Öyleyse siyasi ideoloji, doğası gereği, zaten fanatizmin çekirdeğini içinde taşır. Siyasi olmayan bir fikir hakkında empoze etmek bir dışsallık iken, siyasi bir fikir işin içine girdiğinde empoze etmek bir bizâtihiliktir. Birinde fanatizm fikre sonradan bulaşır; ötekinde ise fanatizm fikrin ta kendisindedir. Bir ahlâk anlayışını empoze etmeden savunabilirsiniz; ama bir siyasi ideolojiyi empoze etmeden savunamazsınız, çünkü o ideoloji zaten "bu düzen herkese uygulanmalı ve bu düzene itaât etmeyen cezalandırılmalı" demenin adıdır. Empoze etmeyi çıkardığınızda, geriye siyasi ideoloji diye bir şey kalmaz. Burada bir inceliğe dikkat etmek gerekir. Fanatizmin bir duygu durumu olduğunu söylemiştik ve bu hâlâ doğrudur. Ama bir duygu durumunun bir ideoloji türüne içkin olması, ilk bakışta çelişkili görünse de, bu durum tam olarak şu anlama gelir: siyasi ideoloji kavramı hem kendi içsel terminolojisi gereği insanlara tahakküm kurulmadan uygulanamaz ve tam olarak bu sebepden dolayı fanatizm kavramı siyasi ideolojilere içkindir ve birde çoğu zaman siyasi ideoloji savunan insanın kendisinde bir şeyi ideal zannetmek duygusu mevcuttur. Siyasi olmayan bir fikir, sahibini fanatik olmaya zorlamaz; onu sakin ve fanatik olmadan da savunabilirsiniz. Ama siyasi bir ideoloji, sahibini kaçınılmaz olarak empoze etme konumuna yerleştirir; çünkü siyasi bir ideolojiyi savunmak, zaten bir düzenin herkese dayatılmasını istemek demektir. Böylece kişi, isteyerek ya da istemeyerek, fanatizmin çekirdeği olan empoze tutumunun içine çekilir. Siyasi ideoloji insanı sadece fanatik olmaya davet etmekle kalmaz; aynı zamanda da onu fanatizmin yapısal konumuna zorunlu olarak yerleştirir. Bu yüzden fanatizm, siyasi ideolojiye dışsal bir leke değil, içsel bir zorunluluktur. O hâlde anarşist bir bakış açısından sonuç nettir. Fanatizme karşı çıkmak, her türlü fikire karşı çıkmak değildir; çünkü fanatizm bir fikir değil, bir duygu durumudur ve fanatizm kavramı çoğu ideolojiye dışsaldır. İnsanların estetik anlayışlarına, felsefî teorilerine, dünya görüşlerine ve siyasi olmayan bütün ideolojilerine karşı hiçbir sorunumuz yoktur; insanlar onları fanatikçe değil, sakin ve olgun bir biçimde savundukları sürece bunlar birer zenginliktir. Bizim karşı olduğumuz şey, bu fikirlerin fanatik bir tutumla empoze aracına çevrilmesi; ve daha da temelde, doğası gereği bu empozeyi zorunlu kılan tek fikir türüdür: siyasi ideoloji. Çünkü yalnızca orada fanatizm bir kaza olmaktan çıkıp bir zorunluluğa dönüşür ve yalnızca orada empoze etmek bir dışsallık değil, fikrin ta kendisinde bulunan bir özdür. Fanatizme gerçekten karşı çıkmak, bu yüzden, en nihayetinde siyasi ideoloji kavramının kendisine, yani insanın insana kendi düzenini dayatma iddiasına ve devlet kavramına karşı çıkmak demektir. Geri kalan her şey arınabilir bir tutum meselesidir; ama siyasi ideoloji kavramı fanatizm den arındırılamaz, çünkü siyâsetten empoze etmek kavramını çıkardığınızda geriye siyâset diye bir şey kalmaz.
Yazar: Oğuzhan Kurt
↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE · TÜM İÇERİK
© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür