Fetih Nedir?
Fetih, sosyolojik bir olgu olmaktan çok ideolojik bir dogmadır. Bir toprağın ya da bir topluluğun zor yoluyla ele geçirilmesi, hiçbir zaman çıplak şiddet olarak sunulmaz; daima bir anlam ve ideoloji çerçevesine yerleştirilir. 'Kurtarmak', 'medeniyet kurmak', 'düzen sağlamak' veya 'vatanseverlik' gibi sahte söylemler, fetih pratiğinin önüne yerleştirilen siyâsî dogmalardır. Bu dogmalar, fethi gerçekleştiren gücün kendisini saldırgan değil, zorunlu ve haklı bir fail olarak sunmasını sağlar. Oysa bu anlatının arkasında değişmeyen tek gerçek vardır: tahakküm. Terör, belirli bir hedefe yönelmiş kör şiddet değildir; terör sistematik bir korku üretimidir. Terörün amacı bir şeyleri yok etmekten çok, itaâti garanti altına almaktır. Bu yönüyle fetih, terörün en kapsamlı biçimidir. Fethedilen topluluk sâdece gasp edilmez; aynı zamanda da sürekli bir tehdit altında yaşamaya zorlanır. Günlük hayatın her alanına sinmiş bir korku düzeni kurulur. İşte bu süreklilik, fethi anlık bir şiddet değil, kalıcı bir terör rejimi hâline getirir.
Modern siyâset, şiddeti faili üzerinden meşrûlaştırır. Tamamen aynı eylem, bir devlet tarafından yapıldığında buna 'meşrû güç kullanımı' ya da 'fetih', anayasanın veya çoğunluğun desteklemediği bir örgüt tarafından yapıldığında ise buna 'terör' diye etiket takılır. Oysa şiddetin mağduru açısından failin bayrağı, üniforması ya da ideolojisi önemli değildir. Korku aynıdır, şiddet aynıdır, ölüm aynıdır ve zor kullanmak aynıdır. Siyâset kavramının kafasına göre bir tanesine 'fetih' bir diğerine ise 'terör' demesi ise tamamen ideolojik bir ayrımdır. Hukuk, tarafsız bir normlar bütünü değildir; belirli bir güç ilişkisi içinde doğar. Fetih, hukukun ön koşuludur. Çünkü bir toprak fethedilmeden o toprakta geçerli bir hukuk düzeni kurulamaz. Bu nedenle hukuk, fethe sonradan giydirilen bir meşruiyet elbisesidir. Fetih, hukuk tarafından yargılanamaz; çünkü hukuk zâten fethin ürünüdür. Fetih kavramı yokken ise bir hukuk düzeninden bahsedilemez.
Meşruiyet genellikle hukuka ve çoğunluğa bağlanır. Ancak çoğunluğun onayı, azınlığın ve bireylerin rızâsını gasp etme hakkına sâhip değildir. Bir eylem milyonlar tarafından desteklense bile, rızâsı alınmayan tek bir birey bile varsa ve o eylem rızâsı olmayan bireye etki barındırıyorsa bu durumda o eylem asla meşrû değildir. Fetih, hiçbir zaman evrensel bir rızâya dayanmaz; yalnızca yeterli güç dengesine dayanır. Bu nedenle meşruiyet, şiddetin mantıkî değil, siyâsî bir kılıfıdır. Monarşi, sözde cumhuriyet, imparatorluk ya da demokrasi... Bu biçimlerin hiçbiri fethin özünü değiştirmez. Yönetim biçimleri, iktidarın kendisini ifade etme tarzıdır; iktidarın kendisi değildir. İktidar her biçimde aynı şeyi yapar: zor kullanır, itaâti kurumsallaştırır ve bunu süslü cümleler ile ahlâkîleştirmeye çalışır. Dolayısıyla sorun ideolojinin içeriğinde değil, direkt iktidar kavramının varlığındadır. Demokratik sistemler, çoğunluğun keyfini kutsallaştırır. Ancak çoğunluk, nicel bir üstünlüktür; ahlâkî bir üstünlük veya hak bakımından bir üstünlük değildir. Çoğunluğun kararı, azınlık için sürekli bir tehdit hâline geldiğinde, bu durum açık bir terör biçimidir. Sandık, silahın yerini almış olabilir; fakat tahakküm ortadan kalkmamıştır, yalnızca sofistikeleşmiştir.
Hiçbir sınır doğal değildir. Sınırlar, geçmişteki fetihlerin kalıcı izleridir. Her sınır çizgisi, bir yerlerde dökülmüş kanın harita üzerindeki karşılığıdır. Bu sınırlar, yalnızca toprakları değil; hayatları, zihinleri ve psikolojileri de işgal eder. Sınır sürekli bir tehdit hâlidir. 'Benim ideolojime itaât etmezsen bu coğrafyaya giremezsin.' Ordu ve polis, devletin şiddet tekelinin somutlaşmış hâlidir. Bunların varlıkları bile başlı başına bir korku üretir. Barış zamanında dahi bu aygıtlar, itaâtin zor yoluyla sağlanabileceğini sürekli hatırlatır. Terör burada bir istisna değil, bir normdur. Fetihler kahramanlar yaratır. Bu kahramanlık anlatıları, şiddeti ve terörü estetize eder. Ölenler görünmez kılınır; öldürenler ise yüceltilir. Târih, burada bir hakikât alanı değil, bir meşrûlaştırma mekanizmasıdır. Burada terör destanlarla ve siyâsî ideolojilerle yıkanır. Devletler, fethi yalnızca silahla değil; eğitimle de sürdürür. Okullarda fetih târihi öğretilir ama bu fetihler hiç sorgulanmaz. Çocuklara, zorun kaçınılmaz ve gerekli olduğu fikri aşılanır. Böylece terör kültürü kuşaktan kuşağa aktarılır.
Anarşizm, şiddeti failine göre ayırmaz. Devlet şiddeti de yasa dışı örgüt şiddeti de aynı etik ölçüte tabidir: Rızâ. Rızâ yoksa, meşrûiyet yoktur. Bu radikal ilke, anarşizmi tüm siyâsî ideolojilerden ayırır. 'Güvenlik' kavramı, bireye karşı kullanılan en güçlü şantajdır. Güvenlik adına özgürlükler askıya alınır, şiddet ise meşrûlaştırılır. Ancak bu güvenlik, hiçbir zaman bireyin güvenliği için değildir; bu önlemler sâdece iktidarı meşrûlaştırma yöntemleridir. Fetih tamamlandığında şiddet sona ermez; biçim değiştirir. Mahkemeler, cezaevleri ve yasalar devreye girer. Olağanlaşmış terör, görünmez olduğu için en etkili terördür. Hukuk, güçlüyü korur, zayıfı ise hep ezer. Fethedenin suçları târihe, fethedilenin direnişi ise suç kavramına yazılır. Bu algıda seçicilik, hukukun tarafsız bir araç olmadığını açıkça gösterir.
Ulus-devlet, ölçeği büyütülmüş bir örgüttür. Hiyerarşisi, disiplini ve cezalandırma mekanizmaları vardır. Terör örgütlerinden farkı, sâdece uluslararası olarak kabul edilmesidir. Bu durum ise hiçbir şeyi göstermemektedir. Barış antlaşmaları, çoğu zaman fethin hukuka bağlanmasından ibarettir. Silah susar; tehdit kalır. Terör, protokole dönüşür. Devlet, bireyi doğduğu anda borçlu ve yükümlü kılar. Vergi, askerlik, itaât... Bunlar gönüllü değil; zor yoluyla uygulanan politikalardır. Bu da sürekli bir baskı hâlidir ve her baskı bir terördür. Anarşizm, zorun olmadığı bir toplumsallık tasavvur eder. Ne sınır, ne ordu, ne hukuk terörü ne de mülkiyet. Yalnızca karşılıklı rızâ, dayanışma ve yatay ilişkiler. Sonuç olarak fetih, ister târihsel ve isterse de çağdaş olsun her zaman bir terördür. Hukuk ise bu terörü aklamaya çalışan bir tarikattır. Siyâset, örgütlü şiddetin sofistike adıdır. Anarşizm, bu gerçeği saklamaz: Tahakküm hangi bayrağı taşırsa taşısın asla merşû değildir ve işte bu yüzden târihteki her devlet bir terör örgütüdür.
Yazar: Oğuzhan Kurt
↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE · TÜM İÇERİK
© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür