Bir Kapitalizm Eleştirisi
Kapitalizm çoğu zaman üretim araçlarının özel mülkiyetine, sermayenin belirli ellerde toplanmasına, ücretli emeğe ve piyasa ilişkilerine dayanan bir ekonomik sistem olarak tanımlanır. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi açısından ise kapitalizmin temel sorunu bunların her birinin tek başına varlığı değildir. Daha temel sorun, bütün bu ilişkileri mümkün kılan mülkiyet kavramının kendisidir. Çünkü kapitalist düzen içerisinde herhangi bir şey üzerinde sahiplik iddiasında bulunmak, yalnızca o şeyden yararlanmayı değil, onun kullanımını başkalarına karşı dışlama ve sınırlandırma yetkisini de beraberinde getirir. Bir şeyin mülk olarak kabul edilmesi, onun yalnızca mevcut durumda kim tarafından kullanıldığını belirtmez; aynı zamanda kimin onu kullanabileceği, kimin kullanamayacağı ve bu kullanım üzerinde kimin karar vereceği konusunda bir hak iddiası oluşturur. Bu nedenle kapitalizmin eleştirisi yalnızca "zenginler çok fazla mülke sahip olmalıdır" biçiminde kurulamaz. Sorun, mülkiyetin az kişinin elinde bulunmasından önce, herhangi bir kişinin herhangi bir şey üzerinde mülkiyet iddiasında bulunabilmesidir. Kapitalist toplumda bir nesnenin, toprağın, fabrikanın, makinenin, binanın veya başka herhangi bir üretim aracının mülk olarak kabul edilmesi, onu kullanan kişi ile diğer insanlar arasında hukukî ve toplumsal bir ayrım meydana getirir. Mülk sahibi olan kişi, sahip olduğu şey üzerinde kullanma, devretme, kiralama, satma veya başkalarının kullanımını engelleme hakkına sahip olur. Böylece mülkiyet yalnızca bir nesne ile birey arasındaki ilişki olmaktan çıkar ve insanlar arasındaki ilişkiyi belirleyen bir mekanizmaya dönüşür. Bir fabrikanın mülkiyetine sahip olmak, yalnızca fabrikanın fiziksel olarak bir kişinin elinde bulunması anlamına gelmez; bu durum aynı zamanda o fabrikanın kimler tarafından kullanılabileceği, hangi koşullarda kullanılabileceği ve orada gerçekleştirilen üretimden kimlerin yararlanabileceği ve kimlerin fabrikayı kullanamayacağı konusunda belirleyici bir konum elde etmek anlamına gelir. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi açısından tahakkümün önemli kaynaklarından biri tam da burada ortaya çıkar: bir nesne üzerindeki sahiplik iddiası, diğer insanların o nesneyle kurabileceği ilişkiyi belirleme gücüne dönüşür. Bu nedenle kapitalist üretim ilişkilerindeki eşitsizliği yalnızca sermayenin yanlış kişiler tarafından sahiplenilmesiyle açıklamak yetersizdir. Kapitalistin yerine bir devletin, bir kolektifin, bir komünün veya başka bir topluluğun geçirilmesi, mülkiyet ilişkisini ortadan kaldırmadığı için bu durum temel meseleyi çözmüş olmaz. Çünkü sorun yalnızca "mülk kimin?" sorusu değildir. Daha temel soru "neden herhangi bir şey birinin veya birilerinin mülkü olmak zorundadır?" sorusudur. Kapitalizm bu soruya mülkiyeti olağan ve gerekli kabul ederek cevap verir. Bir üretim aracının sahibi vardır; sahibi onu kullanır, başkasına kullandırır, kiralar, satar veya kullanımını engeller. Bu sahiplik ilişkisi ekonomik düzenin doğal bir unsuru gibi görülür. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi ise tam burada farklılaşır ve mülkiyetin kendisini sorgular. Çünkü mülkiyetin özel, kolektif veya kamusal olması, onun temel niteliğini değiştirmez: Her üç durumda da belirli bir kişi ya da grup bir şey üzerinde sahiplik iddiasında bulunur ve bu sahiplik üzerinden kullanım üzerinde belirleyici bir yetki elde eder. Kapitalizmin savunusu çoğu zaman mülkiyetin bireysel özgürlüğün güvencesi olduğu iddiasına dayanır. Fakat Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi açısından özgürlük ile mülkiyet aynı şey değildir. Bir kişinin bir nesneyi kullanabilmesi için o nesnenin sahibi olması zorunlu değildir. Kullanım ile sahiplik birbirinden ayrılabilir. Bir insanın bir kitabı okuması için kitabın sahibi olmak gerekmez; bir insanın bir makineyi kullanabilmesı için o kişinin kullandığı makinenin mülkiyetine sahip olması gerekmez; bir binada bulunmak için binanın mülkiyetini elde tutmak gerekmez. Kapitalist düşünce ise kullanım hakkını çoğu zaman mülkiyet hakkının bir sonucu olarak ele alır. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi ise bunun tersine, kullanımın mülkiyete bağlı olmak zorunda olmadığını savunur. Bir şeyin kullanılabilmesi için onun bir sahibinin bulunması gerekmez. Böylece "her şey hiç kimsenindir" ilkesi, insanların nesnelerle ilişkisini yok etmek anlamına gelmez; tam tersine bu durum nesneler üzerindeki sahiplik iddiasını ortadan kaldırarak kullanım ile mülkiyet arasındaki zorunlu bağlantıyı kırmayı amaçlar. Bu ayrım özellikle üretim araçları bakımından önemlidir. Kapitalist sistemde bir fabrika, yalnızca üretim yapılan fiziksel bir alan değildir; aynı zamanda belirli bir mülkiyet ilişkisinin konusudur. Fabrikanın sahibi, üretim aracının kullanımını belirleme yetkisine sahiptir. İşçiler ise üretim aracını kullanabilmek için mülk sahibiyle belirli bir ekonomik ilişkiye girmek zorunda kalırlar. Bu ilişki ücretli emek biçimini alır. İşçi kendi emeğini belirli koşullar altında sunarken kapitalist, sahip olduğu üretim araçlarının kullanımını belirleme gücünü elinde tutar. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi açısından burada eleştirilen şey yalnızca ücretin miktarı veya gelirin dağılımı değildir. Daha temel mesele, üretim aracının bir mülkiyet nesnesi hâline getirilmiş olmasıdır. Çünkü üretim aracının sahibi olmak, onu kullanmayan insanların bile onun kullanımını belirleme gücüne sahip olması anlamına gelir. Bu noktada kapitalist sistemin merkezinde bulunan "sahiplik" ile "kullanım" arasındaki ayrım belirginleşir. Bir insan bir üretim aracını fiilen kullanabilir; fakat kapitalizmde o üretim aracının mülkiyetine sahip değilse, onu kullanma yetkisi mülk sahibinin iznine veya onunla kurduğu sözleşmeye bağlı olur. Böylece fiilî kullanım ile mülkiyet hakkı birbirinden ayrılır. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi ise bu ayrımın zorunlu olmadığını savunur. Bir şey üzerinde kullanım gerçekleştirmek için onun üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmak gerekmiyorsa, üretim araçlarının da sahiplik ilişkisine bağlanması zorunlu değildir. Üretim gerçekleşebilir, araçlar kullanılabilir, insanlar ihtiyaç duydukları nesneleri üretebilir ve teknolojik gelişme devam edebilir; fakat bunların hiçbiri zorunlu olarak "bu benimdir" veya "bu bizimdir" şeklinde bir mülkiyet iddiasını gerektirmez. Buradan hareketle kapitalizmin "mülkiyet olmazsa üretim olmaz" varsayımı da sorgulanır. Üretim ile mülkiyet birbirinden farklı olgulardır. Bir şeyin üretilmesi, onun mutlaka bir kişiye veya bir zümreye ait olmasını gerektirmez. Bir makinenin tasarlanması ve kullanılması için onun üzerinde mülkiyet hakkı kurulması zorunlu değildir. Bir tarım alanının işlenmesi için toprağın bir kişinin mülkü olması zorunlu değildir. Bir kitabın yazılması için yazarı tarafından sahiplenilmesi zorunlu değildir. Bir ürünün ortaya çıkması ile o ürünün üzerinde mülkiyet hakkı kurulması iki ayrı süreçtir. Kapitalizm bu iki süreci birbirine bağlar; Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi ise bu bağlantının zorunlu olmadığını ileri sürer. Aynı şekilde kapitalizmin eleştirisi teknolojinin, ticaretin veya ekonomik faaliyetin reddine dönüşmez. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi üretime karşı değildir; üretim araçlarının mülkiyetine ve her türlü mülkiyet biçimine karşıdır. Mübadele veya değişimin varlığı da kendi başına mülkiyetin zorunlu olduğunu göstermez. Bir nesnenin bir kişiden diğerine geçmesi ile o nesnenin üzerinde mutlak bir sahiplik hakkının bulunması aynı şey değildir. Bir insanın ürettiği bir şeyi başka bir insanla değiştirmesi, nesnelerin zorunlu olarak mülkiyet nesnesi hâline gelmesini gerektirmez. Buradaki temel mesele ekonomik faaliyetin varlığı değil, ekonomik faaliyetin mülkiyet ilişkisi tarafından belirlenmesidir. Kapitalizmin bir başka temel özelliği de kıt kaynaklar üzerindeki sahiplik iddiasının ekonomik güç üretmesidir. Bir insanın çok sayıda üretim aracına sahip olması, yalnızca daha fazla nesneye sahip olması anlamına gelmez. Bu sahiplik, başkalarının üretim süreçlerine katılma biçimini ve ekonomik seçeneklerini de etkileyebilir. Üretim araçlarına erişim mülkiyet tarafından sınırlandırıldığında, üretim sürecine katılmak isteyen kişi bu araçların sahibiyle ekonomik bir ilişki kurmak zorunda kalabilir. Böylece mülkiyet, nesneler üzerindeki bir hak olmaktan çıkarak insanlar arasındaki güç ilişkilerini şekillendiren bir yapıya dönüşür. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi açısından kapitalizmin temel problemi de burada görünür hâle gelir: Mülkiyet, yalnızca servet biriktirme biçimi değil, başkalarının kullanım olanaklarını belirleme mekanizmasıdır. Bu nedenle kapitalizmin eleştirisini yalnızca gelir eşitsizliği üzerinden yapmak Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi'nin perspektifini tam olarak ifade etmez. Gelirlerin eşit dağıtıldığı bir kapitalizm dahi mülkiyet ilişkisini ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde bütün insanların mülk sahibi olabildiği bir toplum da mülkiyet kurumunu ortadan kaldırmış olmaz. Çünkü sorun yalnızca mülkün ne kadar eşit dağıtıldığı değildir. Sorun, herhangi bir insanın veya grubun bir nesne üzerinde diğer insanların kullanımını dışlama yetkisini sağlayan bir sahiplik ilişkisine sahip olabilmesidir. Mülkiyetin daha adil dağıtılması, mülkiyetin ortadan kaldırılması değildir. Sahiplerin sayısını artırmak, sahiplik ilişkisini ortadan kaldırmaz. Mülkiyetin daha eşit paylaşılması, mülkiyetin kendisini sorgulamaz; yalnızca mülkiyetin dağılımını değiştirir. Burada kolektif veya toplumsal mülkiyet anlayışlarıyla da temel bir ayrım ortaya çıkar. Bir fabrikanın tek bir kapitaliste değil, bütün bir topluluğa ait olması, kapitalist özel mülkiyetten farklı bir ekonomik düzen yaratabilir; ancak yine de fabrika üzerinde bir mülkiyet iddiası vardır. Bu durumda "bu fabrika benim" ifadesinin yerini "bu fabrika bizim" ifadesi alabilir. Fakat "benim" yerine "bizim" denilmesi, mülkiyet kavramının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi açısından mülkiyetin öznesini bireyden kolektife çevirmek yeterli değildir. Çünkü mülkiyetin özü, kimin sahibi olduğundan önce, bir şey üzerinde sahiplik kurulmasıdır. Dolayısıyla kapitalizmin yerine kolektif mülkiyetin geçirilmesi, mülkiyet sorununa farklı bir cevap verebilir; fakat mülkiyetsizlik cevabı değildir. Devlet mülkiyeti de aynı nedenle temel sorunu çözmez. Bir fabrikanın veya toprağın özel bir kişiye değil devlete ait olması, o nesnenin mülkiyet statüsünü ortadan kaldırmaz. Yalnızca mülkiyetin öznesini değiştirir. Devlet, sahip olduğu şeyin kullanımını belirleyebilir, başkalarının erişimini sınırlandırabilir veya bu kullanım üzerinde hukuki yetki oluşturabilir. Bu açıdan özel mülkiyet ile devlet mülkiyeti arasında önemli ekonomik ve siyasal farklar bulunabilse de Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi'nin eleştirisi açısından ortak bir temel vardır: Her ikisi de bir şeyin sahibi olabileceği fikrini kabul eder. Oysa tamamen mülkiyetsiz bir anlayışta herhangi bir mülkiyet öznesi bulunmaz. Bu nedenle Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi kapitalizme yalnızca "özel mülkiyet yerine başka bir mülkiyet biçimi getirelim" diyerek karşı çıkmaz. Onun itirazı daha köklüdür: Neden herhangi bir mülkiyet biçimine ihtiyaç duyulmaktadır? Neden bir üretim aracının sahibi olmak, onun kullanımını belirlemek için gerekli görülmektedir? Neden bir nesne üzerindeki kullanım hakkı, o nesnenin sahibi olma hakkına bağlanmaktadır? Bu sorular sorulduğunda kapitalizmin doğal ve kaçınılmaz olduğu iddiası zayıflar. Çünkü kapitalist düzenin temelindeki birçok kurum, insanın nesneler üzerinde sahiplik kurmasının zorunlu olduğu varsayımına dayanır. Mülkiyetin ortadan kaldırılması ise nesnelerin ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi'nin amacı maddi dünyayı yok etmek değil, insan ile maddi dünya arasındaki ilişkiyi mülkiyet kavramından ayırmaktır. İnsanlar nesneleri kullanabilir, üretebilir, değiştirebilir ve ihtiyaçlarına göre onlardan yararlanabilirler. Fakat bunların hiçbiri zorunlu olarak "sahiplik" ilişkisini gerektirmez. Bir nesnenin kullanılması ile onun üzerinde sonsuz ve dışlayıcı bir hak iddia edilmesi farklı şeylerdir. Bir insanın bir şeyi kullanması, başkasının onu hiçbir zaman kullanamayacağı anlamına gelmez. Bir nesnenin belirli bir anda bir kişinin kullanımında olması ile o kişinin o nesne üzerinde mutlak bir mülkiyet hakkına sahip olması birbirinden ayrılabilir. Bu yaklaşım kapitalist birikim fikrini de kökten değiştirir. Kapitalizmde sermaye, yalnızca mevcut nesnelerin toplamı değildir; aynı zamanda mülkiyet aracılığıyla daha fazla mülkiyet elde etme kapasitesidir. Sahip olunan üretim araçları, başka insanların emeğiyle gerçekleştirilen üretim süreçlerinden ekonomik gelir elde edilmesini mümkün kılabilir. Böylece mülkiyet kendi kendisini genişletebilen bir ilişkiye dönüşebilir. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi açısından bu süreçte eleştirilmesi gereken şey insanların zenginleşme isteği değil, zenginliğin başkalarının kullanım olanaklarını belirleyen mülkiyet ilişkileri aracılığıyla örgütlenmesidir. Bir insanın daha fazla şey kullanabilmesi veya daha fazla üretim gerçekleştirebilmesi ile bu şeylerin üzerinde başkalarını dışlama hakkına sahip olması aynı mesele değildir. Kapitalist düzenin savunduğu sözleşme özgürlüğü de bu açıdan yeniden değerlendirilmelidir. Bir mülk sahibi ile mülk sahibi olmayan kişi arasındaki sözleşme biçimsel olarak gönüllü olabilir; fakat sözleşmenin konusu olan kaynakların dağılımı zaten mülkiyet ilişkileri tarafından belirlenmişse, insanların ekonomik seçenekleri de bu yapıdan etkilenir. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi açısından gerçek mesele, sözleşmelerin var olup olmamasından önce, insanların temel kullanım olanaklarının neden mülkiyet sahiplerinin kararlarına bağlandığıdır. Mülkiyetin kaldırılması, sözleşmeyi zorunlu olarak ortadan kaldırmak değil; sözleşmenin arkasındaki sahiplik zorunluluğunu ortadan kaldırmaktır. Böylece kapitalizm eleştirisinin merkezine sınıf yerine daha temel bir kavram yerleşir: mülkiyet. Kapitalist ile işçi arasındaki ilişki, kapitalistin ve işçinin yalnızca farklı ekonomik sınıflara ait olmasından kaynaklanmaz. Bu sınıfsal ayrımın temelinde üretim araçları üzerindeki farklı mülkiyet konumları bulunur. Kapitalist üretim araçlarına sahip olabilirken işçi bunlardan yoksun olabilir. İşte bu mülkiyet farkı, insanların üretim sürecindeki konumlarını belirler. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi bu nedenle sınıfların ortadan kaldırılmasını yeterli görmez. Sınıfları meydana getiren mülkiyet ilişkisi ortadan kaldırılmadığı sürece, sınıfların başka biçimlerde yeniden ortaya çıkması mümkündür. Asıl kopuş, "kim yönetiyor?" sorusundan önce "kim sahip?" sorusunun ortadan kaldırılmasıdır. Sonuç olarak Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi açısından kapitalizm yalnızca zengin ile yoksul arasındaki ekonomik farktan, sermayenin birkaç kişinin elinde toplanmasından veya özel mülkiyetin eşitsiz dağılımından ibaret değildir. Kapitalizmin daha temel niteliği, mülkiyeti ekonomik yaşamın kurucu ilkelerinden biri hâline getirmesidir. Bir şeyin sahibi olmak, onun kullanımını belirleme ve başkalarını dışlama yetkisini beraberinde getirir; üretim araçlarının mülkiyeti ise bu yetkiyi ekonomik güç hâline dönüştürür. Bu nedenle kapitalizmin yerine başka bir mülkiyet biçimi koymak, kapitalizmin belirli bir biçimini değiştirebilir fakat mülkiyet sorununu çözmez. Tamamen Mülkiyetsizlik Anarşizmi'nin radikal iddiası bundan daha ileri gider: Sorun mülkiyetin yanlış ellerde olması değil, mülkiyetin kendisidir. Hiçbir birey, hiçbir sınıf, hiçbir kolektif, hiçbir topluluk ve hiçbir devlet herhangi bir şeyin sahibi olmak zorunda değildir. Üretim için sahiplik zorunlu değildir; kullanım için sahiplik zorunlu değildir; ekonomik faaliyet için sahiplik zorunlu değildir. Bir şeyin kullanılabilmesi için önce bir sahibinin bulunması gerekmez. Tamamen mülkiyetsiz bir düzenin temel kopuşu da tam burada gerçekleşir: "Bu kimin?" sorusunun ekonomik ve toplumsal yaşam üzerindeki belirleyiciliği sona erer. Çünkü mesele artık mülkiyetin kimin elinde olduğu değil, hiçbir şeyin hiç kimsenin mülkü olmadığı bir ilişki biçiminin mümkün olup olmadığıdır.
Yazar: Oğuzhan Kurt
↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE · TÜM İÇERİK
© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür