Faşizm Üzerine
Tarih çoğu zaman kazananların diliyle anlatılır; ama dikkatle bakıldığında değişenin sadece isimler ve logolar, kalan şeyin ise yöntem ve niyet olduğu görülür. The Holocaust, genellikle insanlık tarihinin istisnai bir kırılması olarak sunulur. Oysa anarşist bir bakış açısından bu olay, istisna değil; devlet aklının en çıplak ve en rafine hâlidir. Nazi Party ve Adolf Hitler yalnızca bu aklı uç noktaya taşımışlardır ama onun mantığını icat etmemişlerdir. Devlet dediğimiz yapı, varlığını sürdürebilmek için sürekli bir meşruiyet üretmek zorundadır. Bu meşruiyet hiçbir zaman “çıplak güç” olarak sunulmaz; her zaman bir anlatı ile paketlenir: güvenlik, düzen, ulusal çıkar, kutsal değerler. Naziler bu anlatıyı “ırk” üzerinden kurdu. Yahudileri bir tehdit olarak tanımladı, onları birey olmaktan çıkarıp soyut bir düşmana dönüştürdü ve böylece yok edilmelerini “zorunluluk” haline getirdi. Buradaki kritik nokta şudur: Şiddet, önce dilde ve propagandada meşrûlaştırıldı; fiil, ancak bundan sonra geldi.
Anarşist eleştiri tam da burada başlar. Çünkü sorun yalnızca Nazilerin ne yaptığı değildir; sorulması gereken, bunu mümkün kılan zihinsel ve siyasal mekanizmanın ne olduğudur. Bu mekanizma üç temel üzerine kuruludur: kimliklerin sabitlenmesi, düşmanın inşası ve şiddetin ideolojikleştirilmesi. Naziler Yahudileri “tehdit” ilan ettiğinde, aslında bir gerçeği tespit etmiyordu; olmayan bir 'gerçeklik' üretiyordu. Bu üretim, devletin ideolojik aygıtları—eğitim, medya ve hukuk—aracılığıyla topluma enjekte edildi. Bugün, 2026-2027 yılında, bu mekanizmanın ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir. Aksine son yıllarda da bu mekanizma biçim değiştirerek varlığını sürdürmektedir. Modern devletler artık açıkça “üstün ırk” demeyebilir; ama 'terörist', 'güvenlik tehdidi', 'ulusal düşman' veya 'ulusal çıkar' gibi kavramlarla Nazilerle aynı işlevi yerine getirir. İsimler değişir, mantık ve davranış ise sabit kalır: Bir grup tanımlanır, insanlıktan uzaklaştırılır ve ona yönelik şiddet meşrûlaştırılır.
Bu bağlamda, şuanki İsrail devletinin Filistin topraklarında yürüttüğü politikalar da bu mekanizmadan bağımsız okunamaz. Burada amaç tarihsel olayları birebir özdeşleştirmek değil; sadece kullanılan zihinsel ve siyasal çerçevenin benzerliğini göstermektir. Güvenlik söylemiyle meşrûlaştırılan askerî operasyonlar, bir nüfusun kolektif olarak tehdit kategorisine yerleştirilmesi ve buna bağlı olarak uygulanan sistematik şiddet, devlet aklının değişmeyen refleksleridir. Aynı mantık, farklı coğrafyalarda farklı ideolojik kılıflarla yeniden üretilir. İşte bu sebeplerden dolayı ben devletler arasında ahlâkî bir hiyerarşi kurmuyorum. Çünkü sorun tek tek devletlerin “iyi” ya da “kötü” olması değildir; sorun, devlet kavramının kendisidir. Her devlet, kendi varlığını sürdürmek için bir “öteki” yaratmaya ihtiyaç duyar. Bu öteki bazen etnik, bazen dinî, bazen ise ideolojik bir kimlik üzerinden tanımlanır. Ama sonuç değişmez: Bir grup, diğerinin sözde çıkarı adına feda edilebilir hâle getirilir ve bu davranışı tarih boyunca her devlet her topluma yapmıştır.
Nazilerin yaptığı, bu mantığın en görünür ve en çıplak hâlidir. Bu yüzden Naziler sürekli anılır, lanetlenir ve “bir daha asla böyle bir şey olmamalı” denir. Ancak aynı zamanda tamamen aynı mantığın daha sofistike versiyonları günümüzde uygulanmaya devam eder. “Bir daha asla böyle bir şey olmamalı” ifadesi, yalnızca geçmişe yönelik bir ahlâkî pozisyon olarak kaldığında, bugünkü faşist davranışları görünmez kılar. Oysa bir anarşist olarak ben geçmişi kutsallaştırmak yerine bugünü ifşa etmeyi amaçlıyorum ve geçmişle bugün arasında pek bir fark olmadığını iddia ediyorum. Sonuç olarak, mesele Nazilerin ne kadar “kötü” olduğu değil; onların temsil ettiği siyasal aklın ne kadar yaygın ve süreklilik arz eden bir yapı olduğudur. Devlet, hangi ideolojiye sahip olursa olsun, kendi varlığını sürdürmek için Nazilerle benzer araçlara başvurur: korku üretir, gerçekte olmayan bir düşman yaratır ve kendi terörist şiddetini meşrûlaştırır. Bu nedenle sorun sadece tarihsel bir sapma değil, aynı zamanda yapısal bir gerçekliktir. Ve bu gerçeklik sorgulanmadıkça, isimler ve bayrakların rengi değişse de hikâye ve davranışlar tamamen aynı kalmaya devam edecektir.
Yazar: Oğuzhan Kurt
↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE · TÜM İÇERİK
© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür