Çıkar Çelişkisi Kavramı Üzerine Bir Çözümleme
Merhaba, bu makalede size bir çok insanın göremediği ama tüm kâinatın ve aynı zamanda da tüm insanlığın en büyük sorunlarından birini anlatacağım ve bu sorunu çözümleyeceğim: Konumuz çıkar çelişkisi. Bu çözümlemeye başlamadan önce ilk önce çıkar çelişkisinin ne olmadığını anlatalım: çıkar çelişkisi fiziksel ortamda özünde nedensellik gereği tahakküm olan bir olguyu bir insana yapmak isteyipte karşı tarafın bunu istememesi üzerinden gerçekleşen bir şey değildir. Bu durum sadece çelişki olarak çelişkidir çıkar çelişkisi değildir. Çıkar çelişkisi sadece özünde hak olan her türlü istek ve olgu için geçerli olan bir problemdir ama her şey den önce şu soru karşımıza çıkar: 'Hak Nedir?' Bu makalede hak kavramı hukukî veya ahlâkî bir kavram değildir. Yâni bu makaleye göre hak kavramı normatif bir potansiyele sâhip değildir. Bu makaleye göre hak tanımlaması olgusal ve betimsel bir kavramdır. Hak özünde yâni nedensellik ve mantık gereği (mantık burada bir organ değildir) tahakküm olmayan her türlü varlık ve hâlin toplamı demektir. Yâni teknik olarak bir insanın otoyolda yatıp uyuması bir tahakküm değildir ve bu yüzden bu davranış bir haktır. Gerisini sizin düşünmenizi rica edeceğim. Şimdi ben bu tanımlama üzerinden çıkar çelişkisinin ne demek olduğunu ve bu olayın neden hiçbir çözümünün olmadığını size anlatacağım. Hazırsanız başlıyoruz.
Çıkar Çelişkisi Nedir?
Çıkar çelişkisi bütün bir fiziksel ortam için geçerli olan bir bilimsel hatâdır. Bu hatânın bilimde ve fiziksel ortamın mantık kavramında hiçbir çözümü yoktur. Çıkar çelişkisi şudur. Özünde yâni insanın niyetinden bağımsız olarak tahakküm olmayan her türlü olgunun fiziksel ortamda aynı anda veya aynı süreçte birden fazla amaç için kullanılmak istenmesinden dolayı oluşan bir paradokstur ama bu paradoksun bâzı sebepleri vardır. Bu paradoks fiziksel ortamda gerçekleşen hiçbir uygulanabilirlik potansiyelinin aynı anda birden fazla olgu için kullanılamamasından kaynaklanan bir bilimsel hatâdır ve bu hatâ insanlar yüzünden değildir. Çünkü bir insanın özünde tahakküm olmayan bir olguyu istediği müddetçe istediği her istek haktır ve bu hak potansiyeli tüm insanlık için geçerlidir. Bu geçerlilik ise her zaman çıkar çelişkisini doğurmaktadır. Çünkü bu geçerlilik bir insanın bir başka insan ile kendisi zevk almak istediği için cinsel ilişkiye girmek istemesini karşı tarafın yani örneğin bir kadının kendisi ile cinsel ilişkiye girmek isteyen kişinin isteğini istememesi ve bu durumu reddetmesi olayını aynı anda eşit hak olarak görür. Bu hak eşitliği özünde tahakküm olmayan bir olgu olduğu sürece tüm istek ve olgular için geçerli olan bir durumdur. Yâni benim bu makaledeki iddiam kişinin niyetinin içeriği özünde tahakküm olmayan bir olgu ise ve kişinin niyetinden bağımsız olarak ta niyete dışsal olgu veya davranış özünde tahakküm değil ise (karşı taraf ile zevk için cinsel ilişkiye girmek istemek bu potansiyele girer çünkü bu istek özünde tahakküm değildir) bu potansiyele giren her istek ve her olgu herkes için aynı anda her zaman haktır. Bu durum ise pratikte her zaman çıkar çelişkisini doğurur. Hukuk ve ahlâk gibi kavramlar özünde tahakküm olmayan bir sürü olgular arasında bir seçim yapıp bâzı hak olan olguları bir başka özünde tahakküm olmayan olgulara feda ettirirler ve bu duruma 'düzen' derler. Fakat bu sözde düzen hiçbir zaman pratikte adaleti sağlamamaktadır. Çünkü bir kere her türlü hukuk sistemi ve her türlü siyâset çıkar çelişkisi olmayan bir özünde tahakküm durumudur. Böyle bir kavram ise çıkar çelişkisine çözüm oluşturduğunu zannederek aslında en büyük haksızlığı oluşturmaktadır. Çünkü hukuk ve siyâset belirli bir kesimin hak olan isteğini bir başka kesimin veya bireyin özünde tahakküm olmayan isteğine mutlak bir şekilde feda edilmesinden başka hiçbir şey değildir. Bunu daha somut bir örnek ile anlatayım: hukuk ve ahlâk size 'bir insan seninle konuşmak istemiyorsa onunla konuşman asla hak değildir' demektedir ama hâlbuki böyle bir şey yoktur. Çünkü üst tarafta ifade ettiğimiz gibi özünde tahakküm olmayan her istek aynı anda haktır ve bir insan ile konuşmak istemek karşı taraf ne yaparsa yapsın bir haktır. Aynı şekilde karşı tarafın bana 'seninle konuşmak istemiyorum' demesi de bir haktır ve bu iki hak arasında bir hiyerarşi yoktur. Bu iki istek aynı anda haktır. Çünkü nedensellik gereği bu iki istekte özünde tahakküm değildir. Sâdece her insan bencil olduğu için hep kendi açısından hayata bakıp kendi hak olan isteğine uymayan başka her isteği yargılamak istemektedir ama bu yargılama gerçeği değiştiremez. Ahlâk ve hukuk gibi kavramlar her zaman belirli bir kesimin bir diğer kesimi mutlak sûrette ezmesini kurumsallaştıran yapılardır. Bu tür kavramlarda çıkar çelişkisi yok olmaz sâdece görünmez kılınır. Bu görünmezlik ise özünde tahakküm olmayan ama birbiri ile çelişki yaşadığı için birbirini ezmek zorunda kalan ve böyle bir durumda her kim karşı tarafı ezmez ise bu sefer kendisinin ezileceği ve ezmeyen kişiye haksızlık olacağı bu çözümsüz gerçeği herkesten gizler. Bunu bir başka örnek ile daha da somutlaştıralım: iki tane insan düşünün ve bu iki insandan biri güneşi görmek istesin ve diğeri ise güneşin doğmasını istemesin. Benim iddiam bu iki isteğin özünde tahakküm olmadığı için aynı anda hak olduğudur. Güneşin doğmasını isteyen ile güneşi görmek istemeyenin isteği aynı anda eşit haktır ve bu durumda hangi olasılık gerçekleşse diğer insana haksızlık olacaktır. Bu durum insanlar bir şeyler istediği için gerçekleşen bir olay değildir. Bu olay insanların istediği olguların uygulanabilirlik potansiyeli o olayları isteyen insanlardan bağımsız olarak bir başka özünde tahakküm olmayan bir olgu ile mantıksal olarak çeliştiği için bu durum yaşanmaktadır. Burada tek bir sınır vardır: İstenilen içerik insandan bağımsız olarak özünde tahakküm olmamalıdır ama bu sınır hâricinde hiçbir sınır ve ahlâkî ilke yoktur. Yâni her çelişki çıkar çelişkisi değildir. Örneğin kare şeklinde üçgen fikri bir çelişkidir ama bu bir çıkar çelişkisi değildir. Veya bir insanın tecavüz fantezisi var diye bir kadına tecavüz etmesi çıkar çelişkisi değildir çünkü bu durumda da niyet özünde tahakkümdür. Çıkar çelişkisi olması için hem niyet hemde ana istek aynı anda özünde tahakküm olmayan bir potansiyele sahip olması gerekiyor. Yâni üstte anlattığım gibi bir erkek zevk almak için veya seks niyeti ile bir kadın ile yatmak isterse ve kadın erkeği canı istemediği için istemezse bu çıkar çelişkisidir ve bu durumda kadına tecavüz edilirse yine haksızlık ve erkek kendisini istemeyen kadın ile yatmaz ise yine haksızlıktır. Bu çıkar çelişkisi idi çıkar çelişkisi olmayan bir durum ise dediğim gibi aynı erkeğin tecavüz fantezisi var diye kadına tecavüz ederse bu çıkar çelişkisi değil özünde haksızlıktır. Ve ben sadece özünde tahakküm olmayan istekler ve niyetler için çıkar çelişkisini iddia ettiğim için tecavüz fantezisi niyeti bu makalenin iddiasının içerisine girmemektedir ama seks yapma niyeti bu makalenin iddiasının içerisine girmektedir. Bu sınırı da ifade ettiğimize göre artık özünde tahakküm olmayan her türlü olgunun aynı anda herkes için hak ve serbest olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Sonuçta bu olay insanlık ile ilgili değil tüm varoluş ile ilgili bir hatâdır ve bu hatânın hiçbir çözümü yoktur. Çünkü fiziksel ortamdaki özünde tahakküm olmayan her olgu aynı anda farklı insanlar tarafından farklı istekler için kullanılmak istenebilir ve bu aynı andalık her zaman çıkar çelişkisini doğurmaktadır. İnsanların farklı süreçlerde aynı varlığı (bu varlık ister nesne olsun ve isterse de canlı fark etmez) farklı amaçlar için kullanması durumu ise çıkar çelişkisi konusuna girmediği için farklı süreçlerde aynı varlığı farklı amaçlar için kullanma hâli bu makalenin iddiasına bir cevap değildir. Çünkü bu makalenin iddiası 'her şey her şey ile çelişir' değil 'her şey bir başka şey ile çelişir ve özünde tahakküm olmadığı sürece o bir başka şeyde haktır' iddiasıdır. Ayrıca çıkar çelişkisi düşünce için değil tamamen fiziksel ortam için geçerli olan bir durumdur ama bu fiziksel ortamlılığa insanların psikolojik niyetleri etki etmektedir. Çünkü özünde niyetler de olgudur. Örneğin bir insanın bir yere yetişmesi niyeti ile taksi çağırması bireyin psikolojisinden bağımsız ve özünde niyet olmayan bir olgudur. Yâni insanların dolaylı niyetleri de olgudur bir psikoloji kurgusu değildir. Psikoloji burada sadece bir fiziksel olguyu niyet olarak kullanan bir kavramdır başka bir şey değildir. İşte tıpkı bu örnekte olduğu gibi insanların niyetlerinin içeriği de insanlardan bağımsız olarak zaten niyet olarak kullanılmadan önce vardır. Psikoloji sadece bu olguları niyet olarak kullanabilir veya kullanmayabilir ama niyetsiz bir insan olamayacağı için biz burada psikoloji olguları niyet olarak kullanır demeliyiz. Bu konunun çıkar çelişkisi ile bağlantısına gelecek olursak iddiam şudur: özünde tahakküm olmayan bir niyet ile özünde tahakküm olmayan bir olgu fiziksel ortamda gerçekleştirilmek istendiği müddetçe böyle olan her istek herkes için her zaman haktır. Böyle bir potansiyelin her içeriği hiç kimseye doğrudan empoze edilmek istenmediği müddetçe herkes için aynı anda hep haktır. Özünde tahakküm olmayan bir istek olarak seks yapma isteğinin örneğindeki tecavüz örneği ise mâlesef bile isteye empoze etmek davranışına girmemektedir. Çünkü bu örnekteki insan karşı tarafı zorlamak istemiyor ve sadece karşı tarafın bir bölgesinden haz bakımından faydalanmak istemektedir ve teknik olarak bu olgu özünde tahakküm değildir. Aynı şekilde bu isteği reddetme hakkına sahip olan kadın da yine özünde tahakküm olmayan bir olguyu istemektedir yani seks yapmak istememe olgusu hakkını. Bu iki istek dediğim gibi özünde tahakküm olmadığı için ikisi aynı anda eşit haktır ve bu durumda çıkar çelişkisi meydana gelir. Burada söylediğim gibi etik, ahlâk ve hukuk önemsizdir. Burada önemli olan tek şey bir isteğin insandan bağımsız olarak özünde tahakküm olup olmadığıdır. Eğer özünde tahakküm değil ise haktır ve eğer teoride direkt tahakküm ise hak değildir ve çıkar çelişkisi sadece birinci olasılığa giren olgular için geçerlidir. Bu paradoks mâlesef tüm kâinat için geçerli olan bir sorundur. İnsanlık târih boyunca her zaman çıkar çelişkisi yaşadığı için birbirleri ile savaşlar başlatmış, kavgalar etmiş ve mâlesef bu olay yüzünden birbirine düşman olmuştur. Sadece benim ön görüm bence insanlık çıkar çelişkisi olayını pratikte hiç göremiyor ve herkes herkese karşı bir çıkar çelişkisi yaşandığında sanki her insanın niyetini özünde tahakküm olan bir olgu zannediyor. Bu durum ise özünde tahakküm olan bir olgu ile özünde tahakküm olmayan bir olgunun birbirine karıştırılmasına sebep oluyor. Çünkü kâinatta bir sonuç hem çıkar çelişkisinden dolayı hemde çıkar çelişkisi yokken gerçekleşebilir. Üst tarafta bunun örneğini verdim: Tecavüz fantezisi olunca da tecavüz olayı gerçekleşir ve seks yapma niyeti ile karşı taraf olan kadının 'seninle yatmak istemiyorum' demesinin seks yapma isteği ile çelişmesinden dolayı da tecavüz olayı gerçekleşebilir. Bu ikisi farklı şeylerdir ve aralarında hiçbir ilişki yoktur. Bir tanesinde insan kabahâtlidir diğerinde ise bilim ve kâinat kabahâtlidir. Bu durum devletler arasında bile gerçekleşir. Örneğin iki ayrı devlete yetmeyecek olan bir kaynak vardır ve bu durumda hangi devlet o kaynağa erişse diğer devlete haksızlık olacaktır. Ama ben devlet kavramının özünde tahakküm olan bir kavram olduğu için devlet kurmanın bir hak olmadığını düşünüyorum. Ama fark etmez çünkü ister devlet olsun ve eğer isterse de olmasın yine aynı kaynakları aynı anda farklı amaçlar için kullanmak isteyen insanlar ve toplumlar olacaktır ve bu da yine devlet kavramı yokken de çıkar çelişkisini doğuracaktır. Yâni anlayacağınız ister devlet olsun ve eğer isterse de olmasın çıkar çelişkisi yine olacaktır ve bu olayın hiçbir çözümü yoktur. Bu konuda önemli olan şey özünde tahakküm olan ile özünde tahakküm olmayan olgunun birbirinden ayırt edilmesidir. Çıkar çelişkisi özünde tahakküm olmayan bir niyet ve özünde yâni teoride baskı olmadan yapılabilecek her türlü istek ve olgu için geçerlidir. Özünde tahakküm olan bir istek için geçerli değildir. Bu sınırı çizmek ise çıkar çelişkisini gerçekten çıkar çelişkisi yapmaktadır. Burada hiç kimsenin bir çözüm önerisinin hiçbir değeri yoktur çünkü bu paradoksun çözümü yoktur. Toplumlar 'hak' kavramını tamamen yanlış tanımlamaktadır ve herkes herkesi robot zannetmektedir. Hâlbuki her insanın tamamen aynı tutumu gerçekleştirirken ki duygusu ve niyeti birbirinden farklıdır. Bu çeşitliliği fark edememek en büyük haksızlıktır. Hukuk sistemlerinin 'eşitlik' anlayışı tamamen yalandır. Çünkü gerçek bir hak eşitliği özünde tahakküm olmayan her türlü olgunun aynı anda serbest olması ile mümkündür. Yâni kısacası hak eşitliği kavramı açısından üst örnekteki olayda yaşanan bir erkeğin bir kadın ile özünde tahakküm olmayan bir niyet ile cinsel ilişkiye girmek istemesi ve kadının bu isteği reddetmesi aynı anda serbesttir ve bu iki haktan biri diğerine asla öncelik değildir. Otoriteler bu tarz örneklerden ve hak eşitliğinden asla anlamaz ve hak eşitliği kavramını kendi ideolojilerine göre manipüle ederler. Ben burada ahlâk kavramından ve hukuk kavramından asla bahsetmiyorum. Çıkar çelişkisi varoluşsal ve betimsel bir sorundur ve hak kavramı özünde normatif değildir. Ben ister hukuk sistemi olsun isterse de olmasın her zaman geçerli olan ve hiçbir zaman çözümü olmayan bir paradokstan bahsediyorum. Hattâ şunu da ekleyeyim: Devlet kurmak veya siyâset kurmak özünde tahakküm olduğu için bir hak değildir. Siyasallık çıkar çelişkisine girmez. Siyâset ve otorite özünde hep haksızlıktır. Bizim bu makaledeki tek sınırımız bir isteğin özünde tahakküm olmamasıdır ve bu sınır hâricinde hiçbir sınır yoktur. Yâni anlayacağınız atatürkçüler ile şeriatçılar arasındaki çelişki çıkar çelişkisi değildir. Bunların ikisi de özünde tahakküm olduğu için direkt haksızlık ve özentiliktir. Bu makalenin bahsettiği çıkar çelişkisi çok daha betimsel ve bilimsel bir şeydir siyasal bir şey değildir. Bu sınırı da çizdiğimize göre artık bu makalenin asıl iddiasına gelebiliriz: Çıkar çelişkisi varoluşsal bir hatâdır ve bu hatânın ne bilimde ne de felsefede hiçbir çözümü yoktur.
Yazar: Oğuzhan Kurt
↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE · TÜM İÇERİK
© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür