Çifte Standart Denilen Ahlâksızlık
İnsan, çoğu zaman gerçeği olduğu gibi görmek istemez; onu kendi inançlarına uygun hâle getirerek kabul eder. Bu yüzden bazı durumlarda aynı olgu, yalnızca öznesi değiştiği için bambaşka anlamlara büründürülür. İşte bu, basit bir hata değil; bilinçli ya da yarı bilinçli bir çarpıtma biçimidir: çifte standart. Bir bilim insanı düşünelim. Eğer bu kişi ateistse, başarısı hemen onun dünya görüşüne bağlanır. Ateist bir insan bilim insanı olduğunda hemen “bak, ateizm aklı özgürleştirir; bilim de bu yüzden gelişir” denir. Ama aynı başarıyı bir Müslüman gösterdiğinde ise söylem değişir: “Bu onun bireysel başarısıdır.” denir veya hatta 'Kesin gerçekten müslüman değildir' denir. İnanç burada birdenbire önemsizleşir. Aynı başarı, iki farklı ölçüyle değerlendirilir. Bu yalnızca bir tutarsızlık değil; aynı zamanda hakikâtin bilinçli olarak eğilip bükülmesidir.
Aynı çarpıklığı daha çarpıcı bir alanda görelim: Modern bir insan bir suç işlediğinde —örneğin tecavüz gibi ağır bir suç olabilir— kimse dönüp “tecavüzün sorumlusu modernliktir” demez. Kimse “seküler yaşam tarzı bu suçu doğurdu” diye bir genelleme kurmaz. Bu durumda suç bireye aittir. Failin ideolojisi, yaşam biçimi ya da kimliği suçun nedeni olarak görülmez. Ama tamamen aynı suç, dini semboller taşıyan veya dinî bir giyime sahip olan bir insan tarafından işlendiğinde, anlatı aniden değişir. Bu kez şikayetler farklıdır: “Bu nasıl din?”, “Bu nasıl inanç?”, “Bu semboller neyi temsil ediyor?”, 'Bak işte bu din insanları böyle sapık yaptı' gibi söylemler ifade edilir.
Peki soruyorum size neden böyle yapıyorsunuz? Neden modernlik, modernliği benimseyen bir insanın suçununun sebebi olarak görülmezde; din, ona inanan bir insan tamamen aynı suçu işlediğinde hemen din ile suç özdeşleştirilir? Neden birinde birey sorumludur da, diğerinde kavramlar yargılanır? Neden biri “insanın hatası” iken, diğeri “inancın veya ideolojinin hatası” olur? Bu soruların dürüst bir cevabı vardır ve bu cevap rahatsız edicidir: Çünkü insanlar gerçeği değil, işlerine gelen yorumu savunurlar. Oysa hakikât çok daha basittir ve bu basitlik, bütün ideolojik kurguları bozar: özünde hiçbir kavram suç işlemez.
Hiçbir ideoloji kimseye tecavüz etmek istemez. Hiçbir metafizik inanç, bir insanı zorla suça sürüklemez. Suçun faili insandır. Bir insanın modern olması onu masum kılmaz. Bir insanın dindar olması da onu suçlu veya ahlâklı yapmaz. Ama çifte standart tam da burada devreye girer: İnsanlar, sevdikleri kavramları suçtan ve kötülükten arındırır; sevmediklerini ise suçun ve kötülüğün kaynağı hâline getirir. Bu yalnızca bir düşünce hatası değildir; bu aynı zamanda bir güç mekanizmasıdır. Çünkü bir kavramı suçla veya kötülükle ilişkilendirdiğiniz anda onu itibarsızlaştırır, marjinalleştirir ve toplumdan dışlarsınız. Karşılık beğenmiş olduğunuz başka bir kavramı suçtan arındırdığınızda ise onu “normal” ve “dokunulmaz” hâle getirirsiniz. Hatta böyle bir manipülasyon aracılığıyla dokunulmaz hâle getirdiğiniz kavramı benimseyen bir insan terörist bile olsa o kişiyi savunmak istersiniz.
Bu yüzden mesele yalnızca tutarsızlık değildir; asıl mesele, anlamın ve ahlâkın kimin tarafından ve nasıl kurulduğudur. Bu kurma işlemi ise her zaman bir adaletsizlik ve manipülasyondur. Eğer gerçekten adil olmak istiyorsak, şu ilkeyi kabul etmek zorundayız: Aynı eylem, kim tarafından yapılırsa yapılsın aynı şekilde değerlendirilmelidir ve bir olgunun kendisine dışsal olan bir başka olgularla veya kendisine dışsal olan öğretilerle bir bizâtihi ilişkisi yoktur. Bu iki tespiti anlamak zorundayız. Aksi hâlde ortada ne ahlâk kalır, ne adalet kalır ne de hakikât kalır. Bunlar anlaşılmazsa geriye yalnızca toplumların ve ideolojilerin, kendi çıkarlarını korumak için gerçeği eğip büktüğü bir dil kalır. Ve o dilde, adaletsizlik ve suç hiçbir zaman gerçekten suç değildir. Bu durumda sadece bir davranışın kimin yaptığına göre anlamı değişir ve bu değişkenlik en büyük ahlâksızlıktır.
Yazar: Oğuzhan Kurt
↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE · TÜM İÇERİK
© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür