Siyâsî İdeoloji Savunmak Neden Bir Hak Değildir?
İnsanların çoğu, "her fikir savunulabilir ve herkesin kendi ideolojisini savunmaya hakkı vardır" cümlesini neredeyse bir dogma gibi kabul eder. Bu cümle o kadar sık tekrarlanır ki, üzerine düşünmek bile gereksiz görünür. Oysa dikkatle incelendiğinde, bu cümlenin kendi içinde çöken bir yapısı olduğu görülür. Çünkü bir şeyin savunulabilir olması, onun hak olmasıyla aynı şey değildir; ve siyasi ideoloji kavramı söz konusu olduğunda, böyle bir potansiyelin savunulmasının kendisi bir hakkın değil, bir tahakkümün savunusudur. Meseleyi açmak için önce "hak" kelimesinin ne anlama geldiğini netleştirmek gerekir. Bir şeyin gerçekten hak olabilmesi için, o şeyin özünde bir başkasına tahakküm veya baskı barındırmaması gerekir. Örneğin yaşamak bir haktır, çünkü benim yaşamam kimseye tahakküm kurmaz. Düşünmek bir haktır, çünkü benim düşünme işlemini gerçekleştirmem kimseyi itaâte çağırmaz. "Benim en sevdiğim renk mordur" demem kişisel bir tercihtir ve bu cümle bir tahakküm olmadığı için yine bir haktır. Ya da benim gotik tarz bir hayat yaşamak istemem özünde bir tahakküm olmadığı için bu durum yine bir haktır ama bu durumda ben gotik tarzı hiç kimseye empoze edemem sadece gotik tarz bir hayat yaşayabilirim. Konuşmak, sevmek, inanmak, bir şeyin var olmadığına inanmak veya üretmek; bunların hepsi hak olabilir, çünkü bunların hiçbiri özünde bir başkasını kendisine tâbi kılmayı gerektirmez. Hak dediğimiz şeyin sınırı buradadır: bir istek, bir ideoloji veya bir olgu ancak özünde tahakküm içermiyorsa hak olabilir. İçinde tahakküm taşıyan hiçbir şey ise hak olamaz, çünkü böyle bir şey zâten kendi tanımı gereği bir başkasının hakkını çiğnemek üzerine kuruludur. Ama burada hemen kritik bir ayrım yapmak gerekir, çünkü bütün mesele bu ayrımın üzerinde döner: her ideoloji siyasi değildir. İdeoloji dediğimiz şey, en geniş anlamıyla, dünyaya veya varoluşa dair tutarlı bir normatif fikirler veya normatif olmasa da metafizik olan fikirler bütünüdür; ve bu bütünlerin bir kısmı siyasidir, bir kısmı ise siyasi değildir. Siyasi olmayan bir ideoloji, insanların nasıl yaşayacağına dair bir görüş sunar ama siyasi olmayan bir ideoloji bu görüşü kimsenin üzerine zorla kurmayı amaçlamaz. Bir estetik anlayış, bir yaşam felsefesi, bir ahlâkî tutum, ya da metafizik olan bir ideoloji; bunlar birer ideoloji olabilir, ama bunlar özlerinde bir tahakküm taşımazlar. Çünkü onların varlığı, bir başkasının onlara boyun eğmesini gerektirmez. Ben bir güzellik anlayışına, bir yaşam biçimine, bir değerler dizisine ya da siyasi olmayan ama normatif olan bir ideolojiye sahip olabilirim ve bu tür sistemleri savunabilirim; bu durum kimseyi bana itaât ettirmez. İşte bu yüzden siyasi olmayan ideolojiler birer haktır: özlerinde tahakküm bulunmadığı için, onları savunmak da tahakküm içermez ve dolayısıyla siyasi olmayan ideolojiler hak tanımlamasının içinde kalır. Siyasi ideoloji kavramı ise bambaşka bir şeydir ve siyasi ideolojinin farkı tam olarak burada, tahakküm noktasında ortaya çıkar. Siyâset, en yalın haliyle, bir topluma dışarıdan bir düzen dayatmaktır; insanların nasıl yaşayacağına, neye uyacağına, hangi kurala boyun eğeceğine dair bir hükmü, onların tek tek rızası olmadan kurmaktır. Bir siyasi ideoloji, ne kadar farklı içeriklerle gelirse gelsin, sonunda hep aynı şeyi ister: kendi doğrusunu bir toplumda zorla geçerli kılmak, yani insanları o doğruya itaât ettirmek ve itaât etmek istemeyeni cezalandırmak. Siyasi olmayan bir ideoloji "bana göre böyle olmalı" derken, siyasi bir ideoloji ise "ben böyle düşünüyorsam herkes böyle yapmalıdır ve bana itaât etmeyen cezalandırılacaktır" der. Birincisi normatif bir kanaâttir; ikincisi ise bir hükümdür. Yâni kısacası birinci modeldeki normatiflik bir haktır fakat ikinci modeldeki normatiflik bir hak değildir. Siyâsetin doğası ise ikinci modeldeki normatifliktir; siyasi ideolojilerin içeriği değişir ama potansiyeli ve amacı hep aynı kalır, çünkü siyasi olmak demek, bir düzeni zorla dayatmak demek ile tamamen aynı şey demektir. İşte bu iki tanımı yan yana koyduğumuzda sonuç kendiliğinden çıkar. Hak, özünde tahakküm içermeyen her türlü şeydir. Siyasi ideoloji kavramı ise özünde tahakküm içeren belirli ideolojilerin toplamı demektir; çünkü siyâsetin var oluş amacı, bir düzeni insanların üzerine zorla kurmaktır ve siyâsetin amacı sadece felsefî düzeyde bir yaşam modeli sunmak değildir. O halde siyasi ideoloji savunmak kendi tanımı gereği, özünde tahakküm olan bir şeyi savunmaktır. Ve özünde tahakküm olan bir şey hak olamayacağına göre, böyle bir şeyi savunmak da bir hak olamaz. Dikkat edin: burada reddedilen şey insanların her türlü ideolojiye sahip olması değildir; burada reddedilen şey sadece bir fikrin bir başkasının üzerinde zorla bir düzen olarak kurulmasını istemenin "hak" sayılmasıdır ve birde burada reddedilen şey sadece siyasi ideoloji kavramıdır. Siyasi olmayan bir ideolojiyi siyasileştirmeden savunmak nasıl hak ise, siyasi olan bir ideolojiyi savunmak tam da o ölçüde hak değildir; ikisini ayıran tek şey, birinin özünde tahakküm olmaması, ötekinin ise özünde yani terminolojik olarak tahakküm olmasıdır. Bu ayrımı görmek her şeyin anahtarıdır, çünkü çoğu kişi tam da burada yanılır. Bir şeye inanmak ile onu bir başkasına dayatmak aynı şey değildir. Ben bir toplumsal düzenin doğru olduğunu düşünebilirim; bu benim kanaâtimdir ve bu durum kimseyi itaâte zorlamaz ve ayrıca her toplumsal düzen bir siyâset teorisi değildir. Ama ben o düzeni bir topluma geçerli kılmak istediğim an, artık bir kanaâti değil, bir tahakkümü savunmaya başlarım. Çünkü hiçbir siyasi düzen, herkesin tek tek rızasıyla kurulmaz; her siyasi düzende her zaman, o düzeni istemeyenler de o düzene zorla tabi kılınır. Dolayısıyla bir siyasi ideolojiyi savunmak, kaçınılmaz olarak, "benim istediğim düzene senin de boyun eğmen gerektiğini" savunmaktır. Bu ise bir hak değil, tam tersine bir hak ihlâlidir. Buradan çok net bir mantıksal sonuç doğar: "Tahakküm Kurma Hakkı" diye bir şey olamaz, çünkü bu ifadenin kendisi içsel olarak çelişkilidir. Hak, tahakkümün yokluğuyla tanımlanır; tahakküm ise hakkın çiğnenmesiyle tanımlanır. Bu ikisini tek bir kavramda birleştirmek, "kare şeklinde üçgen" ya da "1+1=5" demek gibidir; kelimeler bir araya gelir ama işaret ettikleri şey imkânsızdır. Bir insanın tahakküm kurma "hakkı" olduğunu söylemek, bir başkasının ezilmeyi kabul etme yükümlülüğü veya bir başkasının ezilmeyi kabul etme sorumluluğu olduğunu söylemekle aynı şeydir; ve kimsenin böyle bir yükümlülüğü veya sorumluluğu olamayacağına göre, kimsenin de tahakküm kurmak gibi bir hakkı olamaz. Bir kişinin sözde hakkı, ancak bir başkasının hakkının yok edilmesiyle var olabiliyorsa, bu durumda o kişinin "hak" olarak tanımladığı şey asla bir hak değildir; bu durum yalnızca güçle kurulmuş bir zorbalıktır. Bu noktada şöyle bir itiraz gelebilir: "Ama insanların siyasi görüşlerini ifade etmesi de mi yasak olacak?" Bu soruya şu cevabı vermek istiyorum: nasıl ki bir insanın bir insana tehdit yolu ile bir şey yaptırması bir hak değil ise tamamen aynı tehdit davranışını kendi içlerinde bizâtihi olarak uygulayan siyasi ideolojilerinde savunulması, toplumsal olarak uygulanması veya bu tür ideolojilerin beğenilmesi bir hak değildir. Biz burada siyasi olmayan ideolojilerin hak olduğunu ve siyasi olan ideolojilerin ise bir hak olmadığını iddia ediyoruz. Fark incedir ama keskindir: siyasi olmayan bir ideolojiyi kişisel hayatımızda uygulamak ile siyasi bir ideolojiyi herkesin hayatında zorla geçerli kılmak istemek ayrı şeylerdir. Birincisi bir görüştür ve birincisi özel hayata girer; ikincisi ise bizâtihi olarak bir dayatma ve bir tahakkümdür. Dayatma ve tahakküm ise hiçbir zaman bir hak olamaz. O hâlde meseleyi en yalın hâliyle şöyle toparlayabiliriz. Bir hak, özünde kimseyi ezmeyen yani hiç kimseye bir tahakküm kurmayan şeydir. Siyasi olmayan ideolojiler bu yüzden birer haktır; çünkü onların savunulması kimseyi bir başkasına itaât ettirmez ve siyasi olmayan ideolojiler bir devlet modeli yokken bireysel olarak uygulanabilir. Siyasi ideoloji kavramı ise özünde bir düzeni insanların üzerine kurmayı, yani onları zorla bir düzene tabi kılmayı amaçlar; bu yüzden bir siyasi ideoloji savunmak, doğası gereği bir tahakkümü savunmaktır ve hiçbir tahakküm asla hak olamaz. İnsanların siyasi olmayan bir fikre sahip olması onların en doğal hâlidir; ama insanların siyasi olmayan bir fikri bir başkasının boynuna zorla geçirmesi veya direkt siyasi olan bir ideolojiyi savunması asla bir hak değildir ve böyle bir şeyi "hak" diye adlandırmak, tahakkümü özgürlük kılığına sokmaktır. Ve hiçbir zorbalık, üzerine "hak" veya "meşrû" etiketi yapıştırıldı diye zorbalık olmaktan veya tahakküm olmaktan çıkmaz. İşte bu sebeplerden dolayı siyâsî ideoloji savunmak bir hak değildir ama siyâsî olmayan ideolojileri egemenlik kurmadan özel hayat içerisinde uygulamak bir haktır.
Yazar: Oğuzhan Kurt
↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE · TÜM İÇERİK
© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür