NOMASTER
FELSEFE

Modernlik Laiklik Demek Değildir

NOMASTER.com.tr

İnsanların en sık düştüğü kavram yanılgılarından biri, modernliği laiklik zannetmektir. Bu iki kelime öyle sık yan yana kullanılır, öyle sık aynı cümlede geçer ki, insanlar sonunda ikisini tek bir şey zannetmeye başlar. Oysa bunlar yalnızca farklı şeyler değildir; aynı zamanda birbirine indirgenemeyecek kadar farklı iki kategoriye aittir. Ve bu ayrımı göremeyen bir zihin, laiklik adına tam da laikliğin istemediği şeyi yapar: bir yaşam tarzını, ona uymak istemeyenlere zorla empoze eder. Önce laikliğin ne olduğunu netleştirelim, çünkü bütün karışıklık burada başlıyor. Laiklik, en samimi ve en tutarlı tanımıyla bir içerik değil, bir ilkedir. 'Şunu giymelisin, bunu içmelisin, şöyle yaşamalısın veya böyle düşünmelisin' türündeki her türlü cümleyi toplumsal alandan kaldırmak ve bu tür cümleleri bireysel vicdana bırakmak demektir; hiç kimsenin kendi mutlak doğrusunu bir başkasına dayatamayacağını söylemek demektir laiklik denilen ilke ve bu ilke siyasi bir ilke değildir. Yani laiklik, hayatın nasıl yaşanacağına dair bir reçete değil, buna hiç kimsenin herkes adına veya bireyler adına karar veremeyeceğine dair bir sınırdır. O bir yaşam biçimi önermez; yaşam biçimlerinin birilerine zorla empoze edilmesini engeller. Laiklik bir ideoloji değil, bir ideolojinin herkes adına karar verme yetkisinin tamamen reddidir. Şimdi modernliğe bir bakalım. Modernlik ise bir sınır ilkesi değil, baştan sona bir ideolojidir: belirli bir estetik, belirli bir kıyafet, belirli bir tüketim biçimi, belirli alışkanlıklar, belirli bir zaman algısı ve belirli bir "iyi hayat" tasavvuru. Yani modernlik, hayatın nasıl yaşanacağına dair normatif bir cevaptır. Tam da bu yüzden modernlik laikliğe içkin bir şey değildir ve ayrıca modernlik laikliğin kendisi hiç değildir; modernlik, laikliğin sınır çizdiği şeylerle aynı kategoridedir. Çünkü o da bir yaşam tarzıdır, o da bir tercihtir, o da bir "böyle olmalı" iddiasıdır. Bir dinin "şöyle yaşamalısın" demesiyle modernliğin "böyle yaşamalısın" demesi arasında biçimsel olarak hiçbir fark yoktur: ikisi de bir içeriktir, ikisi de bir normatifliktir ve her ikisi de dayatılabilir olan bir şeydir. Yanılgı tam burada doğar. İnsanlar laikliği bir ilke olmaktan çıkarıp bir ideolojik içeriğe dönüştürüyor. "Laik olmak" artık "kimseye bir şey dayatmamak" değil, "şöyle giyinmek, şöyle yaşamak, şu alışkanlıklara sahip olmak" denmeye başlanıyor. Ve işte bu dönüşüm gerçekleştiği an laiklik ölür. Çünkü laikliğin bütün varlık sebebi, hiçbir yaşam tarzının bir başkasına empoze edilmemesi ve normatif sistemlerin bireyselliğe indirgenmesiydi; onu bir yaşam tarzına indirgediğinizde geriye kalan şey laiklik değil, yalnızca yeni bir dayatmadır. Bir zamanlar "böyle giyinmeyen kâfirdir" diyen zihin ile bugün "böyle giyinmeyen çağdışıdır" diyen zihin birbirinin aynısıdır; bu durumda yalnızca dogmanın adı değişmiştir ama tutum aynen duruyordur. Asıl mesele şudur: Modernlik de bir ideolojidir, yani normatif bir sistemdir; hayatın nasıl olması gerektiğine dair kapsamlı bir tasavvur sunar, kutsalları ve sapkınları vardır, kendisine uymayanı ise yargılar. Dolayısıyla tutarlı bir laiklik, modernliği de tıpkı bir din gibi kişisel alana bırakmak zorundadır. Laiklik gereği hiç kimse bana dinini dayatamıyorsa, aynı laiklik gereği hiç kimse bana modernliğini de dayatamaz. Modern olmak isteyen modern olur, modern olmak istemeyen ise modern olmaz. Laiklik, her türlü insanın birbirine yargılama ve düşmanlık yapmadan yaşayabilmesidir; birinin ötekini hizaya sokması değildir. Ama modernliği laiklik zannedenler tam olarak insanları hizaya sokma işlemini yaparlar. Onlar için modern olmayan insan, sadece farklı bir tercih yapmış biri değildir; aynı zamanda "geri kalmış", "aydınlanmamış", "çağdışı" veya "aykırı" biridir; yani modern toplumlara göre modern olmak istemeyen biri hizaya sokulması, eğitilmesi ve dönüştürülmesi gereken bir nesnedir. Üstelik bu zihniyette olan toplumlar bunu yaparken kendilerini "özgürlükçü" zannederler. Oysa bir insanın yaşam tarzını beğenmemek başka şeydir, o insanı yaşam tarzını beğenmediğiniz için dışlamak, aşağılamak, üzerinde baskı kurmak ve yargılamak ise bambaşka şeydir. Birincisi bir kanaâttir ve serbesttir; ikincisi ise bir tahakkümdür ve laiklik tam da ikincisini engellemek için vardır. Modernliği laiklik zanneden bir zihin işte bu ikincisini yapar ve bunun adına "laiklik" diye etiket takar. Bu yanılgının altında sessiz bir mantık hatası da yatar: yeninin sırf yenilik olduğu için doğru olduğu varsayımı. "Çağdaş" kelimesi bunu ele verir; çağa ait olmak bir değer ölçütü gibi sunulur. Oysa bir şeyin bu çağa ait olması onun doğru veya âdil olduğunu göstermez. Zaman betimsel bir kategoridir; olanı söyler, olması gerekeni söylemez. Bir fikir yeni olduğu için doğru değildir, tıpkı eski olduğu için de doğru olmadığı gibi. "Bu çağda hâlâ böyle mi düşünülür" cümlesi bir argüman değil, bir tarih fetişizmidir; bu cümleyi kuran bir insan aslında kendi içinde tek bir rasyonel gerekçe bile barındırmaz, yalnızca kendi dogmasını meşrûlaştırmaya çalışır. Ve tarih boyunca dogma meşrûlaştırma davranışı tüm insanlığı çok büyük bir buhrana sürüklemekten başka hiçbir şey yapmamıştır. Bu metinin sonucu şudur: Modernlik ile laiklik birbirinden tümüyle bağımsız iki kavramdır. Bir toplum baştan aşağı modern olup hiç laik olmayabilir; herkesin aynı biçimde giyindiği, aynı biçimde yaşadığı, herkesin aynı düşündüğü ve farklı olanın ezildiği veya topluma benzemeyenin hor görüldüğü modern bir rejim, modernliği bir din olarak dayatıyor demektir ve bu durumun laiklikle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Tersine, hiç modern olmayan bir topluluk ise pekâlâ laik olabilir; kimse kimseye bir şey dayatmıyorsa, herkes istediği gibi yaşıyorsa, kimse dogmatik değil ise ve kimse kimseye emir vermiyorsa bu durumda orada laiklik vardır. Çünkü laikliğin ölçütü insanların nasıl bir yaşam tarzı içerisinde yaşadığı değil, birbirlerine tahakküm kurmadan istedikleri gibi yaşamasıdır. O hâlde açık konuşalım. Modernliği laiklik zannetmek, bir ilkeyi bir zevke indirgemek, bir sosyal sınırı ise bir üniformaya indirgemektir. Laiklik size nasıl yaşayacağınızı söylemez; kimsenin size nasıl yaşayacağınızı söyleyemeyeceğini söyler. Onu bir yaşam tarzı ile özdeşleştirdiğiniz an elinizde kalan şey laiklik değil, sâdece kendisini "özgürlük" zanneden yeni bir zorbalıktır. Ve bu zorbalık kendisinden öncekilerden yalnızca tek bir şeyle ayrılır: bu zorbalığın kurbanlarını dövdüğü sopanın üzerinde "Aydınlanma" ve "İlericilik" yazıyordur...

Yazar: Oğuzhan Kurt

↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE  ·  TÜM İÇERİK

© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür