NOMASTER
FELSEFE

Anarşist Manifesto 2

NOMASTER.com.tr

Bütün dünya tarihi bir yalanın tarihidir. Size onu "medeniyet" diye anlattılar, "ilerleme" diye yutturdular, kanla yazılmış her sayfasını bir zafer marşıyla süslediler; ama gerçek şu ki, insanlığın bütün siyasi tarihi baştan sona bir buhrandan, kesintisiz bir çöküşten, bir felaketten ibarettir. Piramitlerden parlamentolara, imparatorluklardan cumhuriyetlere kadar size gururla gösterdikleri her şey, aslında insanın insana boyun eğdirilmesinin birer birer dizilmiş anıtlarıdır. Tarih dedikleri şey, kazananların kendi zorbalıklarını temize çektiği bir sicildir; ve o sicilin her satırında, adı hiç anılmayan, rızası hiç sorulmayan milyonlarca insanın ezilmiş hayatı yatar. Bu bir medeniyet değil; bu 5500 yıllık bir esarettir. Ve bu esaretin tek bir adı vardır: devlet. Bütün bu buhranın kaynağında o durur. Çünkü devlet, insanın doğal hâli değildir; devlet, bir avuç insanın bir toprağı zorla ele geçirip orada yaşayan herkesin üzerine kendi hükmünü dikmesinden başka bir şey değildir. Her devlet bir işgalle doğdu, her sınır bir kılıçla çizildi, her bayrak bir kan gölünün üstüne dikildi. Ve doğduktan sonra o devlet, kendi zorbalığını sürdürebilmek için durmadan yeni yalanlar üretti: "vatan" dedi, seni bir toprağa zincirlemek için; "millet" dedi, seni bir sürünün parçası yapmak için; "kanun" dedi, kendi keyfini kutsallaştırmak için; "düzen" dedi, kendi tahakkümünü doğallaştırmak için. Devletin sana sunduğu her kelime, boynundaki zincirin bir başka halkasıdır. Ve şunu hiç unutmayın: Devletin en büyük sanatı, insanları birbirine düşman etmektir. Çünkü birbirine düşman olan insanlar, asıl efendilerine baş kaldıramaz. Devlet sana bir bayrak verir ve komşunun bayrağından nefret etmeni ister; sana bir kimlik verir ve başka bir kimlikten korkmanı buyurur; sınırlar çizer ve o sınırın öteki yanındaki, seninle aynı acıyı çeken, aynı yoksulluğu yaşayan, aynı zorbalığa boyun eğen insana "düşman" demeni emreder. Oysa o insan senin düşmanın değildir; senin gerçek düşmanın, seni ona düşman eden şeydir. Savaşlar halkların değil, devletlerin işidir; ama bedelini hep halklar öder. Devlet iki tarafı da kışkırtır, iki tarafın da gencini cepheye sürer, iki tarafın da anasını ağlatır; sonra da her iki taraf kendi ölüsünü "şehit", karşısındakini ise "cani" ilan eder. İşte insanlığın bütün tarihi, bu kışkırtılmış düşmanlıkların, bu sahte nefretlerin ve devlet eliyle üretilmiş bu kinlerin tarihidir. O yüzden açık ve net söylüyorum: Bütün devletler ahlâksızdır. İstisnası da yoktur. "Şu devlet iyi, bu devlet kötü" diye bir şey yoktur; çünkü hepsi aynı özden, aynı zordan ve aynı tahakkümden doğar. En "demokratik" olanı bile, en "özgür" sayılanı bile, sana doğduğun an sormadan hükmeder; seni vergilendirir, seni askere alır, gerektiğinde seni öldürür ve bütün bunları yaparken senden bir kez olsun onay almaz. Meşruiyet dedikleri şey, kazanılmış bir zorbalığın kendisine taktığı madalyadan başka bir şey değildir. Bir devletin eski olması, güçlü olması ve herkesçe kabul görmesi onu haklı yapmaz; bu sadece onu daha köklü, daha alışılmış ve daha görünmez bir zorbalık yapar. Ve zorbalığın en tehlikelisi, artık zorbalık olarak bile görülmeyen, "normal" sanılan boyutudur. Peki biz anarşistler olarak neye karşıyız ve ne istiyoruz? Biz hiçbir kültüre, hiçbir insana ve hiçbir inanca düşman değiliz. Biz yalnızca tek bir şeye düşmanız: Tahakküme. İnsanın insana hükmetmesine, bir avuç insanın milyonların hayatı üzerinde söz sahibi olmasına ve rıza alınmadan kurulan her türlü toplumsal düzene. Biz hiçbir bayrağın egemenliği altında var olmak istemiyoruz; biz bütün bayrakların yok olmasını istiyoruz. Biz egemenliğin şu elden bu ele geçmesini istemiyoruz; biz egemenlik denilen yobazlığın tümüyle yok olmasını istiyoruz. Çünkü bir efendiyi kovup yerine bir başka efendiyi dikmek özgürlük değildir; özgürlük, efendi denilen şeyin kendisini ortadan kaldırmaktır. Hiçbir toprak kimsenin değildir. Hiçbir insan bir başkasının kulu değildir. Ve hiç kimse, ama hiç kimse, bir başkasının hayatı üzerinde hüküm kurma hakkına sahip değildir. Bu yüzden tüm toplumlara sesleniyorum hepiniz ayağa kalkın! Ama birbirinize karşı olarak değil; size bu sahte düşmanlığı öğretenlere karşı ayağa kalkın. Bize öğretilen bütün sahte nefretleri geri iade edelim; bizi bölen bütün sınırları, bütün bayrakları, bütün kimlikleri ve bütün siyasi ideolojileri tamamen reddedelim. Onların "tarih" dediği o kanlı buhranı, artık burada bitirelim. Çünkü sana doğduğun an takılan o zincir doğal değildi; bir zamanlar birileri tarafından, sana hiç sorulmadan takıldı o yobaz zincir. Ve sorulmadan takılan bir zincir, ne kadar eskirse eskisin, ne kadar alışılırsa alışılsın, asla bir hakka veya bir meşruiyete dönüşmez. Onu bir doğa yasasıymış gibi taşımayı reddet. Kır o zinciri; çünkü aslında kaybedecek hiçbir şeyin yok, seni esir alan o zincirden başka.

Yazar: Oğuzhan Kurt

↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE  ·  TÜM İÇERİK

© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür