NOMASTER
FELSEFE

Anarşizm Nihilizm Değildir

NOMASTER.com.tr

Anarşizm hakkında yapılan en yaygın ve en köklü yanlış anlamalardan biri onu nihilizmle özdeşleştirmektir. Bu özdeşleştirme hem kasıtlı bir karalama olarak — devlet ve düzen savunucularının ağzında — hem de iyi niyetli bir kafa karışıklığı olarak — anarşist olmaya başlayan birçok genç insanın zihninde — sürekli geri döner. Oysa anarşizm ile nihilizm yalnızca farklı şeyler değildir; bunlar aynı zamanda birbiriyle derinden uyumsuz, hatta birbirinin tam karşıtı olan iki tutumdur. Anarşizmin nihilizmle karıştırılması, onun ne özünü ne hedefini ne de duygusunu anlamış olmaktan kaynaklanır. Bu yüzden bu ayrımı açıkça koymak, anarşist düşüncenin en temel önkoşullarından biridir.

Nihilizm en yalın hâliyle değerin ve objektif anlamın yokluğu inancıdır. Klasik felsefi formunda — özellikle ondokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başı Avrupa düşüncesinde — nihilizm şu tezi savunur: nesnel anlamda hiçbir değer yoktur, ahlâkın bağlayıcı bir temeli bulunmamaktadır, hayat kendi başına anlamsızdır, var olan her şey sonunda hiçbir şeyle eşdeğer olduğu için neyi seçtiğimiz veya ne yapıp yapmadığımız nihai olarak fark etmez. Bu duruşun çeşitli versiyonları vardır — bilişsel nihilizm bilgiyi reddeder, etik nihilizm ahlâkı reddeder, varoluşsal nihilizm hayatın anlamı kavramını reddeder — ama hepsinin ortak çekirdeği şudur: hiçbir şey gerçekten önemli değildir.

Anarşizm bu önermenin tam karşısında durur. Çünkü anarşizm anlamsızlığı savunan bir görüş değil; kendisinin var olabilmesi için kendisinden önce bir dizi değerin var olduğunu, bir şeylerin gerçek olduğunu ve uğruna mücadele edilmesi gereken bazı amaçların olduğunu kabul eden bir düşünce sistemidir. Anarşist bir insan özgürlükten söz ettiğinde, özgürlüğün değerli bir şey olduğunu varsayar. Tahakküme karşı çıktığında, tahakkümün gerçekten kötü olduğunu varsayar. Sömürüye, baskıya, savaşa, yargısız infaza ya da devlet kavramına karşı çıktığında, bunların yalnızca kendi öznel beğenisine ters düşen olgular değil; aynı zamanda nesnel olarak yanlış ve kötü şeyler olduğunu varsayar. Bu yüzden anarşizm her cümlesinde, her itirazında ve her isyanında objektif bir ahlâki gerçekliği varsayarak konuşur. Ama eğer değer diye bir şey yoksa ya da objektif ahlak yoksa, özgürlük niçin değerli olsun? Eğer ahlâk yalnızca bir keyfi tutum ise, devletlerin şiddeti niçin ahlâksızlık olarak tanımlansın? Bu sorulara nihilist bir tutum tutarlı bir cevap veremez; ama anarşizm her gün bu sorulara cevap verdiği için ayaktadır ve aslında bu tür sorulara objektif bir cevap verebilmek için teizm evreni gerekmektedir.

İşte tam bu noktada kritik bir önerme dile getirilmelidir: anarşizm, hayatın anlamının olmadığı bir evrende temellenemez. Çünkü özgürlük ancak anlamlı bir hayat içinde değerli ve iyi olabilir. Eğer hayat hiçbir şey ifade etmiyorsa, özgürce yaşamak ile köle olarak yaşamak arasında nihai bir fark yoktur. Bu durumda ikisi de eşit ölçüde anlamsızdır. Oysa anarşist bir birey insanı zincire vurmanın gerçekten ve nesnel olarak kötü olduğunu, insanın özgür yaşamasının ise gerçekten ve nesnel olarak iyi olduğunu ve tahakkümün bir ahlâksızlık olduğunu söyler. Bu önerme nihilizmin kabul edemeyeceği bir önermedir. Çünkü nesnel iyi ve nesnel kötü kavramları, nihilizmin baştan reddettiği şeylerdir. Dolayısıyla anarşizmle nihilizm aynı kişide barınamaz; ya kişi gerçek bir nihilist olur ve o zaman özgürlüğü savunmak için bir nedeni kalmaz, ya da kişi gerçek bir anarşist olur ve o zaman nihilizmden vazgeçmek zorunda kalır.

Bu ayrım yapıldıktan sonra, anarşist düşüncenin önemli ve sık sık gözden kaçırılan bir başka boyutu gün ışığına çıkar: anarşizm dinî bir önerme değildir. Yani anarşizm ne ateist olmayı şart koşar, ne de teist olmayı yasaklar. Tarih boyunca her iki kanattan büyük anarşist düşünürler çıkmıştır. Bakunin militan bir ateistti ve Tanrı kavramını otoritenin gökyüzündeki uzantısı olarak gördü; Kropotkin bilimsel materyalist bir çerçeveden çalıştı; Stirner her türlü kutsalı bir hayalet olarak reddetti. Buna karşılık Tolstoy Hristiyan inancının özünden anarşist sonuçlar çıkardı; Dorothy Day Katolik inancını gönüllü yoksulluk ve devlet karşıtlığıyla birleştirdi; Mohandas Gandhi Hindu kökenli bir teizmden hareketle sivil itaâtsizliği geliştirdi. Yani bir insanın anarşist olabilmesi için Tanrı'ya inanması ya da inanmaması belirleyici değildir. Belirleyici olan şudur: hiçbir insanın başka bir insan üzerinde meşru bir tahakküm hakkı olmadığını kabul edip etmediği ve hiçbir tahakküm davranışının hak olmadığını kabul edip etmediği. Bu kabul ister teolojik bir temele otursun ister seküler bir temele, anarşist konum tam olarak buradan doğar fakat tahakkümün objektif olarak bir ahlâksızlık olabilmesi için teizmin Tanrısı gereklidir ama bunun için teist olmak gerekli değildir.

Yine de bu noktada dürüst bir tartışma açmak gerekir. Çünkü anarşizmin değer temeli meselesi, dinî inancı olan ve olmayan iki anarşist için aynı kolaylıkta çözülmez. Teist bir anarşist için insanın özgürlüğünün ve onurunun nesnel temeli vardır: insan kendisinden büyük bir kaynağa — Tanrı'ya, kutsala, aşkın bir gerçekliğe — bağlı olduğu için dokunulmazdır. Ona zor uygulamak yalnızca ahlâki bir hata değil; aynı zamanda da metafizik bir ihlaldir. Bu çerçevede özgürlük bir tercih değil, bir verili gerçektir ve aynı zamanda da böyle bir ortamda özgürlük görevdir; insanın yapısında zaten bulunan bir niteliktir ve bu yüzden hiçbir devletin ya da otoritenin onu gasp etme hakkı olamaz.

Ateist bir anarşist için ise mesele daha zordur ve burada açıkça dile getirilmesi gereken bir kanaat vardır: ateizm felsefesinde objektif ahlâk teorisi temellenemediği için ateizmin anarşizmin içini oyduğu kanaâtindeyim. Bu cümlenin ne anlama geldiğini açmak gerekir. Ateist bir çerçevede evren, kendi içsel ahlâki yapısı olmayan, salt fiziksel süreçlerden oluşan bir bütündür. İyilik, kötülük, ahlâklılık, ahlâksızlık veya özgürlük gibi kategoriler bu evrende doğal olarak bulunmaz; bunlar en fazla evrim sürecinde insan türünün hayatta kalmasına yardım eden evrensel duygulanımlardır ama burada normatiflik yoktur sadece olgular vardır, ya da bunlar sadece kültürel sözleşmelerin ürünleridir, ya da öznel tercihlerin yansımalarıdır. Bunlardan hangi açıklama seçilirse seçilsin, ortak sonuç şudur: bu kategorilerin insandan bağımsız bir objektif olupta normatif olan nesnel zemini yoktur. Ama anarşizm tam olarak böyle bir nesnel zeminden konuşur. Devletin şiddetinin gerçekten ahlâksızlık olduğunu, insanın özgürlüğünün gerçekten değerli olduğunu ve tahakkümün gerçekten kötü olduğunu söyler. Eğer bu önermelerin nesnel bir temeli yoksa, o zaman anarşist itiraz da öznel bir beğeniden öteye geçemez. Birinin "ben özgürlüğü severim" demesi ile bir tiranın "ben köleliği severim" demesi arasında, nesnel bir hakem yoksa, nihai bir fark kalmaz. İkisi de yalnızca önemsiz bir tercih ifadesidir. Bu noktada anarşizm bir mücadele çağrısı olmaktan çıkar ve bir zevk meselesine indirgenir; ve zevk meselesi olarak kalan hiçbir şey siyasi sistemlerden farklı olamaz.

Bu kanaât, bütün ateist anarşistleri reddetmek anlamına gelmez; tarih boyunca samimi, derinlikli ve son derece etkili ateist anarşistler olmuştur ve onların mücadelesi anarşist geleneğin temel sütunlarındandır. Bu kanaât yalnızca bir teorik gerilime işaret eder: ateist bir çerçeveden anarşizmin kendi ahlâki iddialarını temellendirmenin sanıldığı kadar kolay olmadığını, bu çerçevenin nesnel ahlâk söylemini sürekli bir öznellik girdabına çekme eğiliminde olduğunu ve bu yüzden anarşist tezin gücünü içeriden zayıflatabileceğini söyler. Ateist anarşistlerin kendi cevapları vardır — kimi evrimsel etiğe, kimi sözleşmeci yaklaşımlara, kimi ise insan doğasının ortak yapısına başvurur — ve bu cevaplar ciddi olarak felsefi tartışmaya değer cevaplardır. Ama bu satırların yazarının kanaatince, bunların hiçbiri teist çerçevenin sunduğu kadar sağlam bir nesnel zemin sunamamaktadır. Çünkü ahlâk denilen kavram "olan" ile ilgili olan bir şey değildir. Ahlâk denilen kavram doğası gereği normatif olan ve "olması gereken" ile ilgili olan bir kavramdır. Bilim kavramında ise asla normatiflik ve "olması gereken" diye bir tanımlama yoktur. Bilim sadece betimsel konuşabilen bir kavramdır ve betimsellikten kendi kendisine normatiflik çıkamaz. Anarşizm ise nihilizm demek olmadığı için zannedilenin tam aksine anarşizmin teizm evrenine ihtiyacı vardır ve anarşizm teorisi teizmin Tanrısı yokken hiçbir işe yaramamaktadır.

Bu tartışmanın amacı ateist anarşistleri saf dışı bırakmak değildir; tam tersine, anarşist düşüncenin kendi metafizik önvarsayımları üzerine düşünmeye davet etmektir. Çünkü her felsefi pozisyon gibi anarşizm de havada asılı duramaz; bir değer zemini üzerinde yükselir ve bu zeminin sağlamlığı anarşizmin sağlamlığını belirler. Bu yüzden anarşist olmak yalnızca devlete karşı çıkmak değildir; aynı zamanda insanın gerçekten değerli olduğunu, özgürlüğün gerçekten anlamlı olduğunu ve adaletin gerçekten bir sorumluluk olduğunu kabul etmektir. Bu kabuller anarşizmi nihilizmden ayıran en önemli sınırdır. Bu sınırı kaybeden bir anarşizm kendi kendisini çürütür; çünkü bu sınırı kaybeden bir anarşizm niçin mücadele ettiğini söyleyemez hale gelir.

Son sözüm şudur: anarşizm bir hiçlik değil, bir adalet ve özgürlük savunmasıdır. Devleti reddeder çünkü insanı savunur. Otoriteyi reddeder çünkü özgürlüğü savunur. Hiyerarşiyi reddeder çünkü fırsat eşitliğini savunur. Bu üç savunmanın hepsi bir değer önermesine dayanır: insan değerlidir, özgürlük değerlidir, fırsat eşitliği değerlidir veya adalet değerlidir demektir bunların hepsi. Nihilizm bu üç önermenin hiçbirini söyleyemez; çünkü onun çerçevesinde hiçbir şey değerli değildir. Anarşizm ise bu üç önermeyi söylemeden anarşizm olamaz. Bu yüzden anarşizm nihilizm değildir; nihilizm anarşizmin başlangıç koşullarını daha baştan ortadan kaldırır. Anarşizm hayatın anlamlı olduğu, insanın değerli olduğu ve özgürlüğün gerçekten önemli ve iyi olduğu bir evrende temellenebilir ve anarşizm ancak böyle bir ontolojide rasyonel hale gelebilir. Anlamsız bir evrende ise anarşizm değil, yalnızca nihilizm ve aptallık olur.

Yazar: Oğuzhan Kurt

↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE  ·  TÜM İÇERİK

© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür