NOMASTER
FELSEFE

Anarşist Manifesto

NOMASTER.com.tr

İnsanlık bir buhranın içinde debeleniyor ve bu buhranın adını kimse koymaya cesaret edemiyor. Ben koyacağım: İnsanlık zan içindedir. Bütün insanlık, baştan sona, her kesimiyle, her ideolojisiyle, her bayrağıyla zandan ibarettir. Kimsenin elinde bilgi yok; herkesin elinde yalnızca sanılar, algılar, kafasında kurduğu ve gerçek sandığı dogmalar var. İnsan bilmediğini biliyormuş gibi yapıyor, sanısını hakikât diye yutuyor ve bu yutturmacanın üstüne koca koca kimlikler, davalar ve düşmanlıklar inşa ediyor. Çağımızın hastalığı sadece cehâlet değil; aynı zamanda da insanların kendi cehâletini bilgi zannetmesidir. İşte bütün felaket buradan, bu tek noktadan doğuyor. Ve bu zanı bilerek, planlayarak, besleyerek büyüten bir aygıt var: Devlet. Bütün devletler. Devletin en sinsi marifeti, insanları her konuda manipüle edip birbirine düşman etmesidir. Sahte düşmanlıklar üretir; çünkü hiçbir devlet sahte düşmanlık olmadan kendi varlığını meşrûlaştıramaz. Sana bir düşman gösterir, o düşmandan korkmanı sağlar ve sonra "işte ben seni bu düşmandan koruyorum" diyerek boynundaki zinciri sıkar. Devletin bütün siyasal ideolojisi bu sahte kavganın üzerine kuruludur. Birbirine düşman ettiği insanlar ne kadar çoğalırsa, devletin tahtı da o kadar sağlamlaşır. Bölersen yönetirsin; kavga ettirirsen hükmedersin. Devlet bunu bilir ve bunu hiç utanmadan, hiç durmadan yapar. Bu yüzden bütün toplumlar aptaldır. Bunu yumuşatmadan söylüyorum, çünkü yumuşatmak da bir yalandır. Bütün toplumlar aptaldır, çünkü kendilerine giydirilen her gömleği bir hakikât zannederler. Toplumlar modernliği laiklik zannettikleri için aptaldırlar; oysa modern olmak başka şeydir, laik olmak ise büsbütün başka şey. Ateizmi bir "isyan" zannettikleri için aptaldırlar; oysa ateizm içinde ne bir isyan vardır ne de bir cesâret. İşgal ile fethin arasında hiçbir fark olmadığını anlayamadıkları için aptaldırlar; birinin yaptığına "katliam", ötekinin aynısını yaptığına "şanlı tarih" derler, çünkü bu durumda fetihi gerçekleştiren örgütün kimin bayrağını taşıdıklarına bakarlar, ne yapıldığına değil. Bir kumaş parçası uğruna birbirlerini bölüp birbirlerinin gırtlağına çöktükleri için aptaldırlar. Etnik kimlik denen o uydurma masala, doğada hiçbir karşılığı olmayan o hayalete kandıkları için aptaldırlar. İnsan, kendisine atalarından miras kaldığı söylenen bir kurgu için ölmeye ve öldürmeye razı oluyorsa, bu aptallık değilde nedir? Ama en derin aptallık, en sinsi olanıdır: Her kesimin, her ideolojinin, kendisini bir başka kesime üstün sayması. Herkes kendi terimlerinin, kendi kavramlarının, kendi kutsallarının duygusal mastürbasyonunu yapıyor. Herkes kendi mezhebini, kendi partisini, kendi ulusunu, kendi inancını ötekinden üstün ilan ediyor ve bu üstünlük zehrini içe çeke çeke kendinden geçiyor. Oysa şunu anlamıyorlar: Kendini bir başkasından üstün saymak, daha en baştan faşizmdir. Faşizm bir bayrakta, bir üniformada veya bir selamda değil; tam da bu tutumun kendisindedir. "Ben senden üstünüm, benim doğrum senin doğrundan değerlidir, benim kanım senin kanından asildir" diyen herkes, kılığı ne olursa olsun, özünde faşisttir. Ve bu ahlâksızlığı herkes birbirine yapıyor: siyasal kesimler de, siyasal olmayan kesimler de. Dindar dinsize, dinsiz dindara; milliyetçi enternasyonaliste, solcu sağcıya; herkes herkese aynı zehri kusuyor. Kimse masum değil. Bu sadece bir tarafın ötekine yaptığı bir haksızlık değil; bu, herkesin herkese birden yaptığı topyekûn bir kötülüktür. Şu ateistlere bakın mesela; çağın sözde aydınlarına, sözde "isyancı" larına. Kendilerine göre var olmayan bir şeye isyan edilebileceğini zannediyorlar. Bu tek cümle bile onların ne kadar dogmatik ve ne kadar felsefeden yoksun olduğunu gösterir. Çünkü teknik olarak olmayan bir şeye isyan edilmez. Yok saydığın bir şeye nasıl başkaldırırsın? Var olmadığını ilan ettiğin bir şeyle nasıl kavga edersin? Bu apaçık bir çelişkidir, ama onlar bu çelişkinin farkında bile değiller; çünkü düşünmüyorlar, sadece bir pozun keyfini sürüyorlar. Çoğu ateist dogmatiktir ve tıpkı karşı çıktığını sandığı dindar gibi buhran içindedir. Aralarındaki tek fark, taptıkları putun yönüdür; biri göğü doldurur, öteki göğü boşaltır, ama ikisi de aynı itaâtle, aynı kesinlikle, aynı fanatizmle ve aynı sorgusuzlukla doludur. Üstelik bu memlekette ateist olduğunu sanan insanlar, aslında ateist bile değiller. Türkiye'deki ateist, evrim olgusunu ateist bir teori zanneder; oysa evrim bir olgudur, bir gözlemdir, ne teizmle ne de ateizmle alıp veremediği vardır. Bu cehâletin sorumlusu ne teizmdir, ne ateizmdir ne de evrim; bunun sorumlusu, her şeyde olduğu gibi, siyâset ve devlet kavramıdır. Çünkü devlet öyle bir kötülüktür ki insanlığı ele geçirmek için bilime dine, dini ise bilime düşman eder. Bu sahte düşmanlığı yaratır, körükler ve sonra bu yangının ışığında kendi düzenini ısıtır. Bilime inananı dine düşman eder, dine inananı ise bilime; bir ideolojiye bağlananı bir başkasına saldırtır. Herkesin herkesi ezmesini ister, çünkü birbirini ezen insanlar, başlarındaki efendiyi görmeye fırsat bulamaz. Bu sahte kavga sürdükçe devletin düzeni meşrû kalır. İşte bugünkü Türkiye tam da bu yüzden bu hâldedir. Bugünkü Türkiye'de kimsenin bir fikri yok; sadece dogmaları ve algıları var. Fikir, üzerinde düşünülmüş, sınanmış, hesabı verilebilen bir şeydir; oysa burada herkesin kafasında yalnızca ezberlenmiş sloganlar, devralınmış nefretler ve sorgulanmamış kesinlikler var. Türkiye'de Müslüman, Kur'an'ı bilmez; kutsal saydığı kitabı açıp okumamış, anlamamış, yalnızca bir tılsım gibi taşımıştır. Türkiye'de ateist, nihilizmi bilmez; ateizmin mantıken nihilizme düşmesi gerektiğinin farkında bile değildir. Herkes bir şeye inandığını sanır, ama inandığı şeyin ne olduğunu bilmez. Bu bir inanma hâli değil; yalnızca bir inanç taklididir. Hele o ateizm meselesi başlı başına bir rezalettir. Türkiye'deki ateistler aslında ateist bile değiller; çünkü onlar hiçbir mistik teorinin olmadığına inanıyorlar, yalnızca tanrının olmadığına değil. Ama bu, ateizm değildir; bu, natüralizmdir. Ateizm natüralist değildir. Natüralizmin içinde ateist bir öğe bulunabilir, evet; ama ateizm başka bir kavramdır, natüralizm ise başka bir kavram. İkisi de sonunda nihilizme düşer, o ayrı mesele; ama bu ikisi birbirinden ayrı dinlerdir ve bu ayrımı bilmeyen biri, daha ne hakkında konuştuğunu bile bilmiyor demektir. Böyle biri kendisine bir etiket yapıştırmış, ama o etiketin anlamını bile bilmiyor. Ve işin en gülünç tarafı: Bu ateistler dini bilime alet ediyorlar. Çünkü ateizmin kendisi bir dindir, metafizik bir iddiadır. "Tanrı yoktur" cümlesi metafizik bir cümledir. Bilimde, nedensellikte böyle bir cümle yoktur, olamaz. Tanrının yokluğu bir olgu değildir; gözlemlenemez, ölçülemez, deneye sokulamaz. Dolayısıyla nasıl "tanrı vardır" demek bir inançsa, tıpkı onun gibi "tanrı yoktur" demek de bir inançtır. İkisi de aynı türden, kâinatın nihâilî hakkında atılmış, kanıtlanamaz metafizik hükümlerdir. Hâlbuki felsefede din üç kategoriye ayrılır ve bu üçünü bilmeyen, din üzerine konuşma hakkını çoktan kaybetmiştir. Birincisi, hem metafizik olup hem normatif olan sistemlerdir; teizm ve monoteizm gibi. Bunlar hem varlığın nihai doğası hakkında bir iddia taşır, hem de insana "şöyle yaşa, böyle yapma" diye bir buyruk verir. İkincisi, metafizik olmayıp normatif olan sistemlerdir; kemalizm, sosyalizm, marksizm, liberalizm gibi. Bunlar kâinatın doğası hakkında konuşmaz ama insana nasıl yaşaması, toplumun nasıl düzenlenmesi gerektiğini buyurur. Üçüncüsü ise normatif olmayıp metafizik olan teorilerdir; ve işte ateizm tam da buradadır. Ateizm sana nasıl yaşayacağını söylemez, bir ahlâk buyurmaz; ama kâinatın nihai doğası hakkında bir hüküm verir. Ateizm, nihilizm, agnostisizm, deizm; hepsi bu sınıfa girer, çünkü hepsi normatif değildir ama metafiziktir. Bu üç tanımın dışında kalan şeyler ise ancak olgu olarak tanımlanabilir. Bir motosiklet olgudur; çünkü ne normatiftir, ne normatif olmadan metafiziktir, ne de metafizik olmadan normatif. Hiçbirine girmez, o yüzden olgudur. Yalnızca bu üç kategoriden hiçbirine girmeyen kavramlar, din olmayan bir şey olabilir. Elbette böyle kavramlar da sonradan dinleştirilebilir; bir olgunun etrafında da bir tapınç örülebilir. Ama bu, o kavramın özünde din olduğu anlamına gelmez. İşte Türkiye'deki ateist, bu ayrımların hiçbirini bilmez. Daha felsefede "din" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmeden, kendisini dinden kurtulmuş ilan eder. Bu kadar derin bir cehâlet, ancak bu kadar derin bir kibirle birleşince bu manzara çıkar ortaya. Bu yüzden Türkiye câhil ve ahmak bir ülkedir! Acı ama gerçek. Bu memlekette hiç kimse kendi ideolojisinin ne anlama geldiğini bilmiyor. Müslümanı kitabını bilmiyor, ateisti dinini bilmiyor, milliyetçisi tarihini bilmiyor, solcusu kolektivizm teorisini bilmiyor. Herkes bir bayrağın altında toplanmış, ama o bayrağın ne anlama geldiğini soran tek bir kişi bile yok. Herkes bir slogan tekrarlıyor, ama o sloganın altını kazıyacak veya bir sloganının anlamını sorgulayacak tek bir kişi bile yok. Bu bir toplum değil; bu sadece birbirine sürtünen sanılardan oluşmuş bir kalabalık. İşte tam da bu yüzden benim anarşizmim bu ülkeyi fersah fersah aşan bir konumdadır. Yanlış anlaşılmasın; bu bir övünme değil, bir teşhistir. Anarşizm, kendi kendisini yönetebilen, efendisiz durabilen, başına bir sopa dikilmeden de adil ve onurlu yaşayabilen insanların düzenidir. Oysa bu ülke, bırakın efendisiz yaşamayı, en katı efendinin altında, monarşinin demir çizmesi altında bile düzenli yaşamayı beceremedi. Kendi kendisini yönetmek şöyle dursun, yönetilmeyi bile doğru dürüst beceremeyen bir kalabalığa, "gel, efendisiz yaşa" demek; yüzmeyi bilmeyene okyanusu göstermek gibidir. Anarşi mi? Güldürmeyin beni. Önce bir insan kendi kafasındaki efendiyi devirsin, kendi zanlarının zincirini kırsın ve kendi kibrinin tahtını yıksın; ondan sonra dışarıdaki efendiden konuşuruz. Çünkü asıl mesele şudur, çıplak ve sert olarak: Devlet yıkılmadan önce, insanın kafasındaki o küçük devlet yıkılmalıdır. Her zannın, her dogmanın, her sahte üstünlüğün, her ödünç alınmış sahte nefretin altında o küçük devlet oturur. Onu yıkmayan, dışarıdaki devleti de asla yıkamaz. Bu yüzden benim isyanım önce zanna karşıdır, sonra ise efendilere. Çünkü efendiyi ayakta tutan, sadece insanların para kazanmak zorunda kalması değil; aynı zamanda da halkın zanlarıdır. Ben bu zanlardan çıkıyorum. Ben bilmediğimi bilmekle başlıyorum işe; çünkü gerçek isyan, insanın kendi kafasındaki yalanı tanıması ile başlar. Geri kalan herkes uykusunda dönmeye devam etsin. Ben uyandım, ve bir daha uyumayacağım!

Yazar: Oğuzhan Kurt

↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE  ·  TÜM İÇERİK

© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür