Pierre-Joseph Proudhon
Ben bir anarşistim diyen ilk düşünür. Mülkiyet hırsızlıktır önermesiyle modern siyaset felsefesini sarstı.
Biyografi
Pierre-Joseph Proudhon, 15 Ocak 1809'da Fransa'nın Besançon kentinde, yoksul bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Besançon'lu bir fıçıcı ve küçük ölçekli bira üreticisiydi; ailesi maddi açıdan son derece güçlü durumdaydı. Küçük Proudhon, okul çağına geldiğinde ailesinin kitap satın alacak parası yoktu; ders kitapları yerine kütüphanelerden ödünç aldığı kitaplarla çalıştı. Bu yoksulluk deneyimi onun düşüncesini derinden biçimlendirdi; meseleleri hep mülkiyet sahibinin değil, mülksüzün gözünden gördü.
Besançon Lisesi'ne burslu olarak kabul edildi; ancak ailesinin ekonomik durumu giderek kötüleşti. Öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı ve baskı-dizgi işçisi olarak çalışmaya başladı. Matbaada çalışmak onun için hem bir geçim kaynağı hem de sıra dışı bir eğitim ortamıydı; farklı konulardaki metinleri dizgileyerek okuma fırsatı buldu. Yunanca ve Latince öğrendi; İbranice üzerine araştırmalar yaptı. Felsefi okumaları, ekonomik metinleri ve tarihsel eserleri kendi kendine özümsedi. Bu otodidakt formasyon, Proudhon'a hem akademik normlardan bağımsız bir özgünlük hem de zaman zaman sistematik olmayan bir düşünüş tarzı kazandırdı.
1838'de Besançon Akademisi'nin araştırma bursunu kazandı; bu burs ona Paris'te çalışma olanağı tanıdı. 1840'ta yayımladığı Mülkiyet Nedir? başlıklı eseri, Fransa'da büyük çalkantılara ve entelektüel tartışmalara yol açtı. Bu kitapta Proudhon, tarihte ilk kez anarşist kimliğini olumlu bir siyasi konum olarak sahiplendi: Ben bir anarşistim. Bu üç kelimelik cümle, o dönem için inanılmaz derecede cesur ve provokatif bir ifadeydi.
Kitap savcılık makamının gündemine girdi; ancak savcı metnin suç oluşturup oluşturmadığı konusunda karara varamadı ve davadan vazgeçti. Proudhon bu gelişmeyi küçümsercesine mizahla karşıladı. Marx, kitabı büyük bir coşkuyla karşıladı ve Proudhon'la yazışmaya başladı. Ancak 1846'da yayımladığı Ekonomik Çelişkiler Sistemi adlı eser, Marx'ın bir yıl sonra kaleme aldığı Felsefenin Sefaleti adlı sert polemiğiyle yanıt buldu. Bu polemiğin ardından iki düşünür arasındaki ilişki tamamen koptu.
1848 Devrimi'nde Proudhon siyasi hayatın tam ortasına fırladı. Fransız Ulusal Meclisi'ne bağımsız bir milletvekili olarak seçildi. Mecliste büyük ölçüde yalnızdı; ne Cumhuriyetçilerle ne de Sosyalistlerle uzlaşamadı. Kendi kredi planını hayata geçirmek amacıyla 1849'da Halk Bankası'nı kurdu; ancak bu girişim başarıya ulaşamadan Proudhon'un tutuklanmasıyla sonuçlandı. Louis-Napoleon'a yönelik sert eleştirileri gerekçesiyle üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapishanede bile yazmayı sürdürdü.
1851'de Louis-Napoleon'un darbesiyle kurulan İkinci İmparatorluk ortamında Proudhon Belçika'ya kaçtı ve sürgünde yaşadı. 1860'ta affedilerek Fransa'ya döndü; ancak sağlığı son derece kötüydü. Son büyük eseri Federatif İlke Üzerine'yi 1863'te kaleme aldı. 19 Ocak 1865'te Paris'te hayatını kaybetti.
Mülkiyet Eleştirisi: Neyi Söylüyor, Neyi Söylemiyor
Mülkiyet hırsızlıktır — bu cümle, felsefe tarihinin en çok yanlış anlaşılan önermelerinden biridir. Proudhon'un söylemek istediğini anlamak için önce söylemediğini anlamak gerekir.
Proudhon her türlü mülkiyeti reddetmiyordu. Kişinin kendi emeğiyle ürettiği ve bizzat kullandığı nesneler üzerindeki hakka — buna zilyetlik diyordu — dokunmuyordu. Bir zanaatkârın kendi imal ettiği aletler, bir köylünün kendi ekip biçtiği tarla, bir ailenin içinde yaşadığı ev — bunlar Proudhon'a göre meşru mülkiyet biçimleridir; çünkü bu nesneler sahibinin emeğinin doğrudan ürünüdür.
Eleştirisi çok daha spesifik bir olguya yönelikti: başkasının emeği üzerinden gelir elde etmeye olanak tanıyan mülkiyet. Bir toprak sahibi, başkalarının ekip biçtiği topraklardan kira alıyorsa, bu toprağı işleyen köylünün emeğinin bir bölümünü emeksiz biçimde gasp etmektedir. Bir sermaye sahibi, fabrikasında çalışan işçilerin ürettiği değerin bir bölümünü kâr olarak alıyorsa, bu işçilerin emeğini sömürmektedir. Banka, verdiği paranın karşılığında faiz alıyorsa, başkasının üretkenliğini parazitik biçimde istismar etmektedir. İşte bu özel mülkiyet biçimi — emek olmaksızın gelir sağlayan mülkiyet — hırsızlıktır.
Bu analiz Marx'ın artı-değer teorisinden bağımsız olarak geliştirilmişti; üstelik Marx'ın Das Kapital'inden çok önce, 1840'larda ortaya konmuştu. İki analiz arasında önemli benzerlikler olduğu gibi kritik farklar da vardır. Marx, sömürüyü kapitalist üretim tarzının yapısal ve kaçınılmaz sonucu olarak görür; aşılabilmesi için üretim biçiminin kökten dönüşümünü gerektirir. Proudhon ise sömürünün kurumsal reformlar aracılığıyla — özellikle faizsiz kredi ve mutualist kooperatifler yoluyla — ortadan kaldırılabileceğini savunur.
Mutualizm: Ekonomik Model ve Halk Bankası
Proudhon'un ekonomi modeli olan mutualizm, hem liberal kapitalizmi hem de devlet sosyalizmini reddeden özgün bir sentez arayışıdır. Temel ilke karşılıklılıktır: toplumsal ilişkiler, birinin diğerini sömürmediği, karşılıklı fayda esasına dayanan gönüllü anlaşmalar üzerine kurulur.
Mutualizmin ekonomik programının merkezinde faizsiz kredi bulunur. Proudhon'a göre faiz, paranın içkin bir özelliği değil; para üzerindeki mülkiyet tekeline dayanan yapay bir rantın ürünüdür. Eğer işçiler ve üreticiler kendi ortak kredi kurumlarını — bir halk bankasını — oluşturabilirlerse, birbirlerine yalnızca idari masrafları kapsayan çok düşük faizlerle ya da faizsiz kredi sağlayabilirler. Bu sayede sermayeye olan bağımlılık ortadan kalkar.
1849'da Proudhon bu fikri hayata geçirmek için Halk Bankası'nı kurdu. Girişim büyük ilgi gördü; kısa sürede binlerce abone kaydoldu. Ancak Proudhon'un tutuklanması bankanın kapanmasına yol açtı. Bu başarısızlık, teorinin pratikte uygulanabilirliğini tartışmalı kıldı.
Mutualizmin en özgün boyutu, devlet müdahalesi olmaksızın piyasa mekanizmasını dönüştürebileceği iddiasıdır. Proudhon, devleti devirerek değil; işçilerin kendi kooperatif kurumlarını kurarak mevcut sömürü ilişkilerini kademeli olarak aşabileceğini savunuyordu. Bu yaklaşım onu hem Marksistlerden hem de daha radikal anarşistlerden ayıran reformcu bir çizgiye yaklaştırır.
Federatif İlke Üzerine adlı son büyük eserinde Proudhon siyasi örgütlenme modelini de ayrıntılı biçimde geliştirdi. Merkezi devletin yerine, birbirine gönüllü sözleşmelerle bağlı özgür komünlerin federasyonu geçmelidir. Bu federasyon, yukarıdan aşağıya kurulan bir hiyerarşi değil; aşağıdan yukarıya örülen yatay bir ağdır. Her komün kendi iç işlerinde tam özerkliğe sahiptir. Bu model hem liberal kapitalizmin bireyci atomizmasını hem de devlet sosyalizminin bürokratik tahakkümünü aşmayı hedefler.
↗ SİTEDE GÖRÜNTÜLE · TÜM İÇERİK
© NOMASTER.com.tr — Tüm düşünceler özgürdür